أَوَمَن كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَٰهُ وَجَعَلْنَا لَهُۥ نُورًا يَمْشِى بِهِۦ فِى ٱلنَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُۥ فِى ٱلظُّلُمَٰتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِّنْهَا
"Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp oradan çıkamayan kimse gibi midir?"
| Öğe | Birinci taraf | İkinci taraf |
|---|---|---|
| Hâl | Kâne meyten fe-ahyeynâhü — diriltilmiş | Fi'z-zulümât — karanlıkta |
| Araç | Nûran yemşî bihî — ışık | — |
| Yer | Fi'n-nâs — insanlar arasında | Leyse bi-hâricin minhâ — çıkamıyor |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı yemşî bihî fi'n-nâs ifadesidir: verilen ışık, yalnız kendisi için değil — insanlar arasında yürümek için. Yani hidayet, tek başına bir iç hâl olarak değil, yürünen bir yol olarak anlatılıyor.
Ve karanlık burada da çoğul, ışık tekil — sûrenin ilk ayetindeki kalıbın aynısı. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.