لَا يَسْتَوِىٓ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ وَأَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ
Kök: س-و-ي. Somut anlam düzlemek, pürüzsüz hale getirmektir. Sevvâ — düzeltti, dengeledi. Şems 91/7'de nefsin sevvâhâ ile tarif edilmesi ve İnfitâr 82/7'deki fe-sevvâke bu kökün yapı kurma yönüdür.
İstivâ (VIII. bâb) ise iki şeyin aynı düzeye gelmesidir. Yani lâ yestevî, "farklıdırlar" demekten daha dar bir şey söylüyor: aynı terazide buluşmazlar.
Kur'an bu kalıbı birkaç yerde kullanır ve hepsinde ortak bir işlev vardır: karşılaştırılması alışkanlıkla yapılan iki şeyin kıyas dışı olduğunu bildirmek.
Lâ yestevî ashâbü'n-nâr ve ashâbü'l-cenneh — ikisi birlikte anılıyor. Ashâbü'l-cenneti hümü'l-fâizûn — yalnız biri hakkında hüküm veriliyor.
Ateş halkı için ayrı bir yargı cümlesi kurulmuyor. İkinci cümlede yalnızca cennet halkı geri geliyor.
Bunu bir üslûp gözlemi olarak kaydediyorum: cümlenin dengesi bozuk bırakılmış ve bozukluk anlamı taşıyor. "Bir olmazlar" dendikten sonra ateş halkı hakkında bir şey söylemeye gerek kalmıyor; söylenmeyen şey, olumlu tarafın tekrarıyla zaten belli olmuş oluyor.
Ve tekrarın kendisi anlamlıdır. Ashâbü'l-cenneh iki kez geçiyor. Zamir kullanılabilecekken (hüm hümü'l-fâizûn) ismin tekrarlanması, Arapçada vurgu ve sabitleme tekniğidir.
Kök: ص-ح-ب. Sohbet — beraberlik, arkadaşlık; ve dilcilerin kaydettiği ayrıntı: kökte süreklilik ve birlikte durma vardır. Bir şeye "sâhib" olmak, ona eşlik etmektir.
Kelimenin buradaki kullanımı bu yüzden dikkat çekicidir: ayet "ateşe girenler" ya da "cennete konulanlar" demiyor. "Ateşin arkadaşları", "cennetin arkadaşları" diyor. Yani bir mekân değil, bir eşlik ilişkisi kuruluyor — ve eşlik, tek seferlik bir olay değil süreklilik bildirir.
Kök: ف-و-ز. Dilcilerin verdiği tarif iki parçalıdır: istenene ulaşmak ve korkulandan kurtulmak. İkisi birden olmadan fevz tamamlanmaz.
Aynı kökten مَفَازَة kelimesi kaydedilmeye değer: hem "kurtuluş yeri" hem "çöl" anlamına gelir. Dilciler bu ikinci kullanımı ya tefe'ül (uğur sayma, tehlikeli olana iyi ad verme) ile ya da "geçilirse kurtulunan yer" anlamıyla açıklar. Bu izahları nakledildiği şekliyle veriyorum; aralarında tercih yapmıyorum.
Sûre içi bağ — 59/9'daki el-müflihûn ile:
| Ayet | Kelime | Kök | Somut anlam |
|---|---|---|---|
| 9 | el-müflihûn | ف-ل-ح | Yarıp çıkmak (çiftçinin toprağı yarması) |
| 20 | el-fâizûn | ف-و-ز | Tehlikeden kurtulup istenene varmak |
İki kelime de Türkçeye "kurtuluşa erenler" diye çevrilir, ama iki farklı görüntüden gelir: biri topraktan çıkan tohum, diğeri yoldan sağ çıkan yolcu.
Ve yerleri de ayrı: felâh, dokuzuncu ayette cimrilikten korunanlar için kullanılmıştı — yani dünyada bir iç işleme. Fevz ise burada, sonucu bildiren ayette. Biri süreci, diğeri varışı adlandırıyor. Bu bağı kendi okumam olarak kaydediyorum.