وَٱلَّذِينَ جَآءُو مِنۢ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَٰنِنَا ٱلَّذِينَ سَبَقُونَا بِٱلْإِيمَٰنِ وَلَا تَجْعَلْ فِى قُلُوبِنَا غِلًّا لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ رَبَّنَآ إِنَّكَ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Ve'llezîne câû min ba'dihim yekūlûne rabbenâ'ğfir lenâ ve li-ihvânine'llezîne sebekūnâ bi'l-îmâni ve lâ tec'al fî kulûbinâ ğillen li'llezîne âmenû, rabbenâ inneke raûfün rahîm
"Onlardan sonra gelenler de şöyle derler: 'Rabbimiz! Bizi ve imanda bizden önce geçmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatli, çok merhametlisin.'"
| Halka | Kim | Ellerinde ne var |
|---|---|---|
| Birinci (59/8) | Muhacirler | Hiçbir şey — malları alındı |
| İkinci (59/9) | Ensâr | Var, ama paylaştılar |
| Üçüncü (59/10) | Sonradan gelenler | Sadece bir dua |
Üç halkanın ortak yanı dikkat çekicidir: hiçbiri malıyla övülmüyor. Birinci grup malını kaybetti, ikinci grup malını paylaştı, üçüncü grubun elinde hiç mal yok — bir cümle var.
Ve bu, sûrenin fey' taksimi bölümünden hemen sonra gelmesiyle anlamlı hale geliyor. Az önce bir malın taksimi konuşuldu; şimdi üç grup sayılıyor ve hiçbiri aldığı payla anılmıyor.
| Görüş | Kim |
|---|---|
| Muhacir ve ensâr'dan sonra Müslüman olanlar | O dönemin kendi içinde |
| Sonraki nesillerin tamamı | Kıyamete kadar gelenler |
| Fey'den pay almayan diğer Müslümanlar | Taksim bağlamına bağlı okuma |
Bu okuma, ayeti okuyan herkesi listeye dahil ediyor. Ve bu, ayetin en dikkate değer tarafıdır: metin, kendisini okuyanı da tarif ettiği gruba katıyor.
Bir: kendisi için bağışlanma. iğfir lenâ. İki: öncekiler için bağışlanma. ve li-ihvânine'llezîne sebekūnâ bi'l-îmân. Üç: kendi kalbi için temizlik. ve lâ tec'al fî kulûbinâ ğillâ.
Sıraya dikkat: kişi önce kendisi için istiyor, sonra öncekiler için, sonra yine kendisi için. Yapı, öncekiler için duayı ortaya alıyor — iki kendi isteği arasına.
Ve üçüncü madde, ikincinin doğal devamıdır: öncekiler için mağfiret dilemek, onlara karşı bir kin taşımamayı gerektirir. Dua kendi tutarlılığını kuruyor.
- غُلّ (ğull) — boyna ya da ele geçirilen demir halka, pranga. Çoğulu أَغْلَال, Kur'an'da geçer: "Boyunlarında halkalar vardır" (Yâsîn 36/8; Ra'd 13/5; Ğâfir 40/71).
- غِلّ (ğıll) — kin, içte kalan düşmanlık, gizli öfke.
- غُلُول (ğulûl) — ganimetten gizlice mal aşırmak. "Hiçbir peygamber için ğulûl yapmak olmaz" (Âl-i İmrân 3/161).
Yani ğıll, kalpteki bir duygu olarak değil, kalbe geçirilmiş bir pranga olarak adlandırılıyor. Kelime, kini bir his değil bir kısıtlama olarak konumlandırıyor: kin tutan kişi, tutulduğunu sanır ama tutulan kendisidir.
Ve ilginç bir kesişme: ğulûl — ganimetten çalmak — aynı köktendir. Ve bu sûre bir ganimet/fey' taksimini konuşuyor.
İki kelime aynı kökten çıkıyor: taksimden gizlice mal almak (ğulûl) ve taksimden dolayı içte kin tutmak (ğıll). İkisi de aynı durumun iki yüzü: pay meselesinde kalbin bozulması.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum; iki kelimenin bu bağlamda bilinçli olarak seçildiğini iddia etmiyorum. Ama metinde yan yana durmaları dikkat çekicidir.
"Göğüslerinde kin adına ne varsa çekip aldık" — وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ (A'râf 7/43; Hicr 15/47)
Ve bu ayette insan, o sökme işini dua yoluyla istiyor: "kalplerimizde bir kin bırakma." Yani kişi, kendi kalbindeki şeyi kendi kaldıramayacağını kabul ediyor. Bu, bir önceki ayetteki yûka (korunur) fiilinin edilgen oluşuyla aynı mantık.
Bu ayet, sonraki nesillerin öncekilerle nasıl bir ilişki kuracağını belirliyor. Ve belirlediği tavır şudur: yargılamak değil, dua etmek.
Sonradan gelen kişi, öncekiler hakkında iki şey yapabilir: hesap sormak ya da bağışlanma dilemek. Ayet ikincisini yerleştiriyor.
Bunun pratik bir sonucu vardır ve İslam tarihinin iç çatışmalarını değerlendirme meselesinde işlevseldir. Ama burada taraf tutmuyorum ve tarihî tartışmalara girmiyorum; sadece ayetin koyduğu duruşu kaydediyorum.
Ve ayetin kendisi, tavrın gerekçesini de veriyor: "kalplerimizde... bir kin bırakma." Yani mesele öncekilere ne olacağı değil; sonrakinin kalbine ne olacağı. Geçmiş hakkında kin tutmak, geçmişi değiştirmez; kin tutanı değiştirir.
Dilciler rahmet ile re'fet arasında bir ayrım yapar: rahmet geneldir ve bazen sertlik içerebilir (bir hastayı iyileştirmek için acı veren tedavi gibi); re'fet ise doğrudan acı vermemeyi, incitmemeyi içerir. Bu ayrımı bir dil nüktesi olarak aktarıyorum.
Ve dua'nın muhtevasına uygun. İstenen şey kalbin incitilmemesi, kinin sökülmesi. Kapanıştaki isim de en yumuşak merhamet ismi.