لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Lehû mülkü's-semâvâti ve'l-ard, yuhyî ve yümît, ve hüve alâ külli şey'in kadîr "Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Diriltir ve öldürür. O her şeye kâdirdir."
Kök م-ل-ك: bir şey üzerinde tasarruf gücüne sahip olmak. Aynı kökten melik (hükümdar), mâlik (sahip), memlûk (sahip olunan), melekût gelir.
Cümlenin dizimi kritik. Arapça sıra şöyledir: lehû (O'nundur) + mülkü's-semâvâti ve'l-ard (göklerin ve yerin mülkü). Yani haber (yüklem) öne alınmış, mübteda (özne) sona.
Arapçada bu takdîm (öne alma) denen işlemdir ve belirli bir anlam üretir: hasr — tahsis, sınırlama. "Göklerin ve yerin mülkü O'nundur" değil, daha kesin bir tonda: "göklerin ve yerin mülkü yalnızca O'nundur."
Bu vurgu, sûrenin bütün infak talebinin zeminidir. Malın kime ait olduğu, daha yedinci ayete gelmeden, ikinci ayette karara bağlanıyor.
İki fiil de muzâridir — yani süreklilik ve tekrar bildirir. Bir önceki ayetteki sebbeha mâzî idi; burada muzâriye geçiliyor. Fark işlevseldir: tesbih tamamlanmış bir hâldir, hayat ve ölüm ise şu anda süren bir işleyiştir.
Sıra dikkat çekicidir: önce diriltmek, sonra öldürmek. Tabii sıra bu değildir — canlı önce ölür sonra dirilir diye düşünülebilir, ya da önce yaratılır sonra ölür. Kur'an bu ikiliyi başka yerlerde farklı sıralarla da kullanır.
Buradaki sıranın gerekçesi şu olabilir ve bunu kendi okumam olarak yazıyorum: sûre, verme üzerine kurulu bir sûredir. Ve hayat, insana verilenlerin ilkidir. Ayet, listeyi verilenle başlatıyor; alınan sonra geliyor.
Ayrıca bu iki fiil, sûrenin 17. ayetinde tekrar edilecektir — orada özne yine Allah, nesne ise yeryüzü olacak: "Allah yeryüzünü ölümünden sonra diriltir." İkinci ayette soyut olarak konan ilke, on beş ayet sonra somut bir örnekle geri geliyor.
Kök ق-د-ر: ölçmek, miktar biçmek, bir şeye sınır ve mikdar tayin etmek. Aynı kökten kader (takdir edilmiş ölçü), mikdâr, takdîr, kudret gelir.
Bu kök tahlili sûrenin 22. ayetinde ele alacağımız kader meselesi için önemlidir, çünkü kelimenin merkezinde zorlama değil ölçü vardır. Kadîr olan, sınırsız güç sahibi olmaktan önce, her şeye bir ölçü koyandır.
Nitekim Kur'an bunu açıkça söyler: "Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık" (Kamer 54/49). Ve: "Hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizim yanımızda olmasın; biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz" (Hicr 15/21).