وَفَٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ · وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
Ve fâkihetin mimmâ yetehayyerûn · Ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûn "Ve seçtikleri meyveler, canlarının çektiği kuş etleri."
| 20. ayet | 21. ayet | |
|---|---|---|
| Yiyecek | fâkihe — meyve | lahmi tayr — kuş eti |
| Bağlantı | mimmâ | mimmâ |
| Fiil | يَتَخَيَّرُون — seçerler | يَشْتَهُون — canları çeker |
يَتَخَيَّرُون — kök: خ-ي-ر. Hayr — iyi olan, üstün olan. İhtiyâr — seçmek; ve dikkat: Arapçada "seçmek" fiilinin kökü doğrudan "iyi"dir. Seçmek, iyi olanı ayırmaktır.
Kalıp تَفَعُّل (tefe''ul): bu bab çoğu zaman tekellüf (çaba göstererek yapma) ya da tedrîc (adım adım yapma) bildirir. Tehayyür — seçe seçe almak, ayıklamak, gözden geçirerek beğenmek.
يَشْتَهُون — kök: ش-ه-و. Şehvet — güçlü istek, iştah. Türkçede kelime dar bir anlama sıkışmıştır; Arapçada her türlü şiddetli arzu için kullanılır: yemek isteği, mal isteği, herhangi bir şeye duyulan çekim.
Neden bu ayrım? Bir okuma öneriyorum ve kendi okumam olduğunu belirtiyorum: meyve, önünüzde çeşit çeşit durur ve siz aralarından seçersiniz — meyvenin tabiatı seçilmeye uygundur. Et ise hazırlanmayı gerektirir; onu görmeden, istek üzerine talep edersiniz.
Ama daha temel bir şey de var. İki fiil birlikte, insanın iki ayrı istek türünü kapsıyor: düşünerek istediği ve düşünmeden istediği. Sûre ikisini de karşılıyor.
Kök: ف-ك-ه. Fâkihe — meyve. Ve kökün ikinci dalı: فُكَاهَة (fükâhe) — hoş sohbet, latife, şakalaşma. Fâkih — şakacı, keyifli.
Dilcilerin kurduğu bağ şudur: meyve, karın doyurmak için değil hoşlanmak için yenir; sohbetin tatlısı da öyledir. Ortak fikir: zorunlu olmayan, keyif veren şey.
Ve şu ayrım önemlidir: Arapçada ta'âm (yiyecek) zorunluluğu, fâkihe fazlalığı bildirir. Meyve, hayatta kalmak için yenmez.
| Ayet | Kelime | Nerede |
|---|---|---|
| 20 | fâkihe | Sâbikūn tablosu |
| 32 | fâkihe | Ashâbü'l-yemîn tablosu |
| 65 | تَفَكَّهُون | Ekini çer çöp olan çiftçiler |
Altmış beşinci ayet, kökü tam ters bir sahnede kullanıyor: ekini mahvolmuş insanların ağzından çıkan söz. O ayet geldiğinde ayrıntısıyla ele alınacak.
Şimdilik kaydedilecek olan şudur: sûre "meyve" kökünü iki kez cennet tablosunda, bir kez tarlanın mahvolduğu yerde kullanıyor. Bunu doğrulanabilir bir metin verisi olarak kaydediyorum.
Kelime Kur'an'da yalnızca burada geçer ve cennet tasvirlerinde et yalnızca bu sûrede anılır. Bu bir gözlemdir.
Neden özellikle kuş? Metin sebep vermiyor. Bir tarihî not düşülebilir ve bunu bir bağlam bilgisi olarak veriyorum, ayetin iddiası olarak değil: o coğrafyada ve o dönemde kuş eti, günlük bir yiyecek değil, elde edilmesi emek ve imkân isteyen bir şeydi. Avlanması güçtür, miktarı azdır.
Yani sayılan üç şey — örülmüş tahtlar, seçilen meyveler, kuş eti — muhatabın dünyasında erişilmesi zor olanlardır. Tasvir, bilinen ama az bulunan şeylerle kuruluyor.
Bakara 2/25'te kaydedilen ölçü burada da geçerlidir: malzeme muhatabın tecrübesinden alınır; tasvirin duyusal olması, tasvir edilenin duyusal olduğunu göstermez.