هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى يُكَذِّبُ بِهَا ٱلْمُجْرِمُونَ يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ ءَانٍ
Sûre şimdiye kadar cehennemden söz etmemişti; ateşten alev, yarılan gök, yakalanan suçlular vardı ama cehennemin adı geçmemişti. Burada ad veriliyor — ve yakın işaretle veriliyor.
Yani cehennem uzakta anlatılan bir şey olarak değil, gösterilerek anılıyor. Bir sahne kurulmuş ve içine girilmiş durumda.
| Yer | Kip | Kim |
|---|---|---|
| Nakarat (31 kez) | تُكَذِّبَانِ — muhataba, ikil | Siz ikiniz |
| 43. ayet | يُكَذِّبُ — üçüncü şahıs | Suçlular |
Ve fiil muzâridir: yükezzibü — "yalanlıyorlar", "yalanlayıp durdukları". Yani cehennemin karşısında dururken bile, yalanlama fiili şimdiki zamanda anlatılıyor.
Bu, Mürselât 77/29'da işlenen tekniğin aynısıdır: orada da "yalanlayıp durduğunuz şeye doğru yürüyün" denmişti ve fiil sürüp giden bir kip taşıyordu.
Ve buradaki dizim şunu yapıyor: nakarat "neyi yalanlıyorsunuz?" diye soruyordu ve cevap vermiyordu. Kırk üçüncü ayet, cevaplardan birini veriyor: işte bunu.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Kökün ortaklığı ve iki fiilin sûredeki yerleri metnin verisidir.
Kök: ط-و-ف. Bir şeyin etrafında dönmek, dolaşmak. Aynı kökten طَوَاف (tavaf), طَائِفَة (bir grup — dolaşan topluluk), طُوفَان (tufan — kuşatan su) gelir.
Ve kelimenin seçimi dikkat çekicidir. Kur'an bu kökü cennet tasvirlerinde de kullanır (yetûfü aleyhim — etraflarında dolaşılır, hizmet edilir); ve Kâbe'nin etrafında dönme de bu kelimeyle adlandırılır.
Burada ise dolaşılan iki şey var: cehennem ve kaynar su. Ve dolaşan, hizmet eden değil, dolaştırılan taraf.
Dizim: بَيْنَهَا وَبَيْنَ — "onunla … arasında". Beyne iki kez tekrarlanıyor. Yani hareket bir yerin çevresinde değil, iki nokta arasında — gidip gelme.
Ve bu, sûrenin yirminci ayetiyle bir karşıtlık kuruyor. Orada iki şeyin arasında bir berzah vardı ve geçiş yoktu. Burada iki şeyin arasında kesintisiz gidip gelme var ve duraksama yok.
| 55/20 — iki deniz | 55/44 — cehennem ve hamîm | |
|---|---|---|
| Yapı | beynehümâ berzah | beynehâ ve beyne hamîm |
| Ne var arada | Engel | Hiçbir şey |
| Hareket | Yok — taşmıyorlar | Kesintisiz — dolaşıp duruyorlar |
حَمِيم — kök ح-م-م. Sıcaklık. Hamîm Arapçada iki zıt şey için kullanılır: çok sıcak su ve yakın dost. İkinci anlam, sıcaklığın mecazından gelir.
ءَان — kök أ-ن-ي. Bu kelime Ğâşiye'de çözümlendi ve tam bu ayet orada anılmıştı. Orada kaydedilenler:
Âniye, su için kullanıldığında "kaynama noktasına varmış" demektir. Yani sıcaklığın olgunlaştığı nokta. Bu, dilin ilginç bir işleyişidir: kelime kendinde olumsuz değil, hatta olumlu bir çekirdek taşıyor — kıvamına gelmek. Kötülük kelimede değil, kıvamına gelen şeyde. Suyun "olgunlaşması" onun içilemez hale gelmesidir.
Ve orada bu ayet doğrudan anılmıştı: "Kur'an aynı fikri başka bir kelimeyle de kurar: 'Onunla kaynar su arasında dolaştırılırlar' (Rahmân 55/44). Oradaki ânin de aynı köktendir."
Buraya eklenecek olan bir dizim notu: iki kelime de nekredir — hamîmin ânin, "kaynar bir su". Belirlilik yok. Ve nekre burada, Abese'deki şe'n için kaydedildiği gibi, büyütme işini görebiliyor.