وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
Velekad ehleknâ eşyâaküm fehel min müddekir "Andolsun ki sizin benzerlerinizi helâk ettik. Öğüt alan var mı?"
Bu, fehel min müddekir sorusunun sûredeki altıncı ve son geçişidir. Ve öncekilerden bir noktada ayrılıyor.
| Geçiş | Birinci yarı | Muhatap zamiri |
|---|---|---|
| 15 | velekad tereknâhâ âyeten | Yok |
| 17, 22, 32, 40 | velekad yessernâ'l-Kur'âne li'z-zikr | Yok |
| 51 | velekad ehleknâ eşyâa-KÜM | Var: -küm |
Yukarıda "Rahmân'ın nakaratı ile Kamer'in nakaratı" bölümünde kaydettiğim tespit buydu: Rahmân'ın sorusu muhatabı işaret ediyordu (Rabbi-kümâ, tükezzibâ-n), Kamer'inki ortaya soruluyordu.
Ve sûre, kapanışa doğru bu farkı kapatıyor. Son geçişte soru artık ortaya sorulmuyor; cümlenin içinde muhatap var.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Altı geçişin lafızları doğrulanabilir metin verileridir; "sûre kapanışta muhatabı cümleye sokuyor" okuması benimdir.
Kök: ش-ي-ع. Somut anlamı: yayılmak, dağılmak, her yana gitmek. Şâa'l-haberü — haber yayıldı. Şuyû' — yayılma (Türkçedeki "şuyû bulmak").
Ve buradan ikinci anlam: birinin peşinden giden topluluk, taraftar grubu. Şî'a — bir kimseye tâbi olan, onunla birlikte hareket eden grup. Çoğulu أَشْيَاع ve شِيَع.
Bir — kavimleri muhataba bağlıyor. Ayet "onlardan öncekileri helâk ettik" demiyor; "sizin eşyâınızı" diyor. Yani dört kıssanın kahramanları, muhatabın kendi grubundan sayılıyor.
İki — bağın türünü belirtmiyor. Şî'a soy bağı değildir; birlikte hareket etme bağıdır. Yani muhataba söylenen şey "onlar sizin atalarınız" değil, "onlar sizin gibi davrananlar"dır.
Kendi okumam olarak kaydediyorum. Kökün anlamı dil verisidir; buradan çıkardığım "vasıf bağı" okuması benimdir.
Hâkka'de bu kökün edilgen kullanımı (ühlikû — helâk edildiler) işlenmiş ve edilgen kipin fâili gizleyerek olayı öne çıkardığı kaydedilmişti.
Bu, iki sûrenin genel tavrıyla uyumludur. Kamer'de fâil hep açıktır: erselnâ (19, 31, 34), fetahnâ ve feccernâ (11-12), hamelnâ (13), tamesnâ (37), ehaznâ (42), neccaynâ (34), ehleknâ (51), halaknâ (49), yessernâ (17, 22, 32, 40). Sûre, on beşe yakın yerde birinci çoğul şahıs fiil kullanıyor.