وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ · مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ · وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ
Ve ennehû halaka'z-zevceyni'z-zekera ve'l-ünsâ · Min nutfetin izâ tümnâ · Ve enne aleyhi'n-neş'ete'l-uhrâ "İki eşi — erkeği ve dişiyi — O yarattı. Akıtıldığında bir damladan. Ve öteki yaratılış da O'na aittir."
Kök: ز-و-ج. Bu kök Tekvîr bölümünde çözümlendi (81/7: ve ize'n-nüfûsü züvvicet); tekrarlamıyorum. Orada kaydedilen önemli dil notu:
Arapçada zevc, Türkçedeki "eş" gibi sadece evlilik bildirmez. İki tanesinden oluşan her şey için kullanılır.
Ve Nebe' bölümünde bu ayet zaten delil olarak kullanılmıştı (Nebe 78/8: ve halaknâküm ezvâcâ münasebetiyle); orada iki görüş tablosunda "erkek ve dişi" okumasının dayanağı olarak "Necm 53/45: İki eşi — erkeği ve dişiyi — O yarattı" verilmişti.
Yukarıda 27-28. ayetler bölümünde kaydedildiği gibi, ٱلْأُنثَىٰ kelimesi bu sûrede üçüncü ve son kez burada geçiyor.
| Ayet | Ünsâ nerede | Kim koyuyor |
|---|---|---|
| 21 | Allah'a isnat ediliyor | İnsanlar — iftira |
| 27 | Meleklere ad olarak takılıyor | İnsanlar — keyfî adlandırma |
| 45 | Yaratılanların arasında | Allah — halaka |
21. ayet: e-lekümü'z-zekerü ve lehü'l-ünsâ — "erkek sizin, dişi O'nun, öyle mi?" 45. ayet: halaka'z-zevceyni'z-zekera ve'l-ünsâ — "iki eşi, erkeği ve dişiyi yarattı."
Aynı iki kelime, aynı sırayla, aynı sûrede — bir kez bir iftiranın parçası, bir kez bir yaratılış kaydı olarak.
Yirmi birinci ayette iki kelime bölüştürülüyordu: biri size, öteki O'na. Kırk beşinci ayette ikisi de aynı tarafa yerleştiriliyor: ikisi de yaratılan.
Yani sûre, muhatabın yaptığı taksimi iptal ediyor — hem de aynı iki kelimeyi kullanarak. Yirmi ikinci ayette "bu insafsız bir paylaştırmadır" denmişti. Kırk beşinci ayet, doğru taksimin ne olduğunu gösteriyor: ikisi de bir tarafta, yaratan öbür tarafta.
Ve bu okumaya bir kayıt düşmek gerekiyor: iki ayet arasında yirmi dört ayet var ve aradaki bölüm tamamen başka konularda. Sûrenin bu ilişkiyi bilinçli kurduğunu kesin bir kasıt olarak sunmuyorum; kelime tekrarı ise sayılabilir bir veridir ve tekrarın kendisi dikkate değerdir.
Kök: ن-ط-ف. Somut anlamı: damlamak, sızmak. Netafe — damladı; nutfe — bir damla su. Kelime, kovada kalan az miktar su için de kullanılır.
Kelime miktar bildiriyor: azlık. Kur'an bu kelimeyi düzenli olarak insanın başlangıcı için kullanır ve her seferinde bir oransızlık kurar: "İnsan, bizim onu bir damladan yarattığımızı görmedi mi? Bir de bakarsın ki apaçık bir hasım kesilmiş" (Yâsîn 36/77).
Kıyâme bölümünde bu kök çözümlendi ve orada tam bu ifade ele alınmıştı (Kıyâme 75/37: min meniyyin yümnâ). Orada kaydedilen:
- مَنَىٰ (menâ) — takdir etti, ölçtü, biçti. - مَنِىّ (menî) — akıtılan. - مَنِيَّة (meniyye) — ölüm; "takdir edilmiş olan". - أُمْنِيَّة (ümniyye) — temenni, kuruntu. Yani hayatın başlangıcının adı ile kuruntunun adı ve ölümün adı aynı kökten geliyor — çünkü üçü de "takdir edilen, ölçülen" fikrine bağlanır. Bu bağı bir sözlük gözlemi olarak naklediyorum; kökün tarihî gelişimi hakkında kesin hüküm vermiyorum ve üzerine bir yorum bina etmiyorum.
| Ayet | Kelime | Ne |
|---|---|---|
| 20 | Menât | Bir put adı — takdir dağıttığı sanılan |
| 24 | temennâ | İnsanın kendi takdiri — geçersiz |
| 46 | tümnâ | Hayatın başlangıcı — akıtılan damla |
Sûre, aynı kökün üç türevini üç ayrı konumda kullanıyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve üzerine bir hüküm bina etmiyorum — kelime dağılımı bir tesadüf de olabilir, çünkü kökün türevleri Arapçada yaygındır.
Fiilin edilgen olması (tümnâ — akıtıldığında) da kayda değer: insanın başlangıcı, insanın yapmadığı bir fiille anlatılıyor.
Bir kıraat farkı nakledilir: fiilin يُمْنَىٰ (yümnâ, müzekker) olarak da okunduğu belirtilir. Fark, fiilin nutfeye mi (müennes) yoksa akıtılan şeye mi (müzekker) bağlandığındandır. İmam adı vermiyorum; anlam farkı üretmiyor.
Ve bir kayıt: Alak bölümünde embriyoloji iddialarına girilmemesinin beş gerekçesi verilmiş, Kıyâme bölümünde aynı tutum korunmuştu. Bu bölümde de aynı tutumu koruyorum; STYLE gereği ayete modern bir bilgi giydirilmiyor.
Kök: ن-ش-أ. Bu kök Mülk, Müzzemmil ve Rahmân bölümlerinde işlendi. Muzzemmil bölümünde kaydedilen: "somut anlamı: doğmak, yetişmek, ortaya çıkmak, yükselmek."
Cümle ve enne'n-neş'ete'l-uhrâ aleyhi değil; عَلَيْهِ öne alınmış. Yukarıda 42. ayette kaydedildiği gibi, öne alma hasr bildirir.
Ve bu, dikkat çekici bir ifade biçimidir. "Öteki yaratılışa gücü yeter" denebilirdi (kudret ifadesi). "Öteki yaratılışı yapacaktır" denebilirdi (haber ifadesi). "Onun üzerinedir" denmiş — bir taahhüt ifadesi.
"Andolsun ilk yaratılışı (en-neş'ete'l-ûlâ) bildiniz; düşünüp ibret almanız gerekmez mi?" (Vâkıa 56/62)
Aynı kelime, karşıt sıfatla: Necm en-neş'ete'l-uhrâ (öteki yaratılış), Vâkıa en-neş'ete'l-ûlâ (ilk yaratılış). İki sûre aynı kelimenin iki ucunu tutuyor — biri bilinen, öteki taahhüt edilen. Vâkıa'nın bu ayeti Vâkıa bölümünde işlendi.