إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ
Klasik tefsirlerde bunun ne olduğu hakkında çeşitli izahlar nakledilir (nur, melekler, bir renk). Hiçbirini nakil olarak öne çıkarmıyorum, çünkü ayet açıkça adlandırmamayı seçmiş ve bir metnin bilerek boş bıraktığı yeri doldurmak metne eklemek olur.
| Görüş | İz neye bağlanıyor | Sonuç |
|---|---|---|
| 13. ayetteki raâhüye | "Sidre'yi bürüyen bürüdüğü sırada onu gördü" | Görme ile bürünme aynı ana ait |
| Müstakil bir hatırlatma | "Hatırla o vakti ki…" | Ayrı bir sahne kaydı |
Birinci okuma daha güçlü görünüyor ve gerekçesi dizimdir: 13-16 arası tek bir cümle olarak akıyor (gördü — nerede — yanında ne var — ne zaman). Bu bir tercihtir, bağlayıcı değildir.
16. ayet: iz yağşe's-sidrate mâ yağşâ — "Sidre'yi bürüyen bürüdüğünde" 54. ayet: fe-ğaşşâhâ mâ ğaşşâ — "onu bürüyen bürüdü"
| 16. ayet | 54. ayet | |
|---|---|---|
| Bâb | I. bâb — yağşâ | II. bâb — ğaşşâ (şeddeli, geçişli-yoğun) |
| Zaman | Muzâri — süregelen | Mâzî — olup bitmiş |
| Bürünen | Sidre | Alt üst edilen şehir (el-mü'tefike) |
| Ne bürüyor | Adlandırılmıyor | Adlandırılmıyor |
Şeddeli kalıbın anlamı üzerinde Tekvîr bölümünde durulmuştu: tef'îl babının şeddesi Arapçada tekrar, çokluk ve kapsamlılık bildirir. Yani 54. ayetteki bürünme daha yoğun, daha eksiksiz bir kaplamadır.
Ve iki ayet arasındaki ilişkiyi kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre aynı fiili bir kez bir ağacın üstünde, bir kez yıkılan bir şehrin üstünde kullanıyor. İkisinde de üstten gelen bir şey var ve ikisinde de adı verilmiyor.
Ortak nokta şudur: her ikisinde de yukarıdan gelen bir şey, aşağıdakini tamamen kaplıyor — biri yakınlaşma sahnesinde, öteki helâk sahnesinde. Sûrenin sözlüğünde yukarıdan gelmek tek yönlü bir şey değil.
Bu bağı metnin verisi değil, benim kurduğum bir ilişki olarak sunuyorum. Kelime ve kalıp ortaklığı ise sayılabilir bir veridir.