فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Fe-zerhüm hattâ yülâkū yevmehümü'llezî fîhi yus'akūn · Yevme lâ yuğnî anhüm keydühüm şey'en ve lâ hüm yunsarûn · Ve inne li'llezîne zalemû azâben dûne zâlike ve lâkinne ekserahüm lâ ya'lemûn "Bırak onları — çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar. O gün tuzakları onlara hiçbir fayda vermez; onlara yardım da edilmez. Zulmedenler için bundan önce de bir azap vardır; ama çoğu bilmiyor."
Kök: و-ذ-ر. Zâriyât 51/42 bahsinde bu kökün bir özelliği kaydedildi: Arapçada mâzî çekimi kullanılmaz; yalnız muzâri ve emir kalıpları işler.
Ve Meâric bölümünde bu emir işlendi: orada sûrenin iki emri (fe'sbir ve fe-zerhüm) yan yana konmuş ve şu kaydedilmişti: "ikisi de aynı kabulden çıkıyor — sonuç senin elinde değil."
Ve Müzzemmil 73/11 ile Müddessir 74/11 bahislerinde zernî kalıbı işlendi: "hesap muhataptan alınıyor."
Bu, Zâriyât 51/54-55'te görülen ikilinin (fe-tevelle anhüm + ve zekkir) tersine çevrilmiş halidir:
| Zâriyât 51/54-55 | Tûr 52/29 ve 52/45 | |
|---|---|---|
| Sıra | Önce yüz çevir, sonra hatırlat | Önce hatırlat, sonra bırak |
| Aralarında | Hiçbir ayet yok — yan yana | On beş soru |
İki sûre aynı iki emri veriyor ve sırayı değiştiriyor. Bunu bir karşılaştırma olarak kaydediyorum; iki sûrenin kasten böyle kurulduğunu iddia etmiyorum.
Ve Tûr'un sırası bir mantık taşıyor: bırakma, delillerin tükenmesinden sonra geliyor. Yani "bırak" emri bir vazgeçme değil; yapılacak işin bitmiş olması.
Kök: ص-ع-ق. Zâriyât 51/44 bahsinde bu kök işlendi (es-sâıka, Semûd'un helâki); tekrarlamıyorum. Özeti: kökün merkezinde şiddetli bir sesle çarpılmak, düşüp kalmak var.
| Zâriyât 51/44 | Tûr 52/45 | |
|---|---|---|
| Kelime | es-sâıka — isim | yus'akūn — fiil, edilgen muzâri |
| Kim | Semûd | Muhataplar |
| Ne zaman | Geçmişte — olmuş | Gelecekte — olacak |
Zâriyât 51/60: min yevmihimü'llezî yûadûn — vaad edildikleri günlerinden. Tûr 52/45: yevmehümü'llezî fîhi yus'akūn — çarpılacakları günlerine.
Zâriyât bölümünde bu izafenin işlevini kaydettim: "gün artık genel bir olay değil, kişisel bir randevu."
Ve iki sûrenin bu tamlamayı aynı konumda (kapanışa yakın) kullanması dikkat çekicidir. Bunu bir karşılaştırma olarak kaydediyorum.
Alak 96/6-7 ve Leyl 92/8, 11 bahislerinde bu kök işlendi (istağnâ); tekrarlamıyorum. Özeti: "azgınlığın kaynağı servet değil ihtiyaçsızlık zannı."
Kırk ikinci ayet tuzağın tersine döndüğünü söylemişti; kırk altıncı ayet aynı tuzağın işe yaramadığını söylüyor.
Ve inne li'llezîne zalemû azâben dûne zâlike — "zulmedenler için bundan önce / bundan başka bir azap vardır."
| Anlam | İzah | Ortaya çıkan okuma |
|---|---|---|
| Öncesinde | Zaman bakımından önce | Kıyametten önce, dünyada bir azap |
| Aşağısında, daha az | Derece bakımından | O büyük azaptan daha hafif bir azap |
| Ondan başka | Ayrı bir şey | İkinci bir azap |
Klasik kaynaklarda üç izah da nakledilir ve bunlar birbirini dışlamaz: dünyada gelen ya da kabirde olan bir azaptan söz edildiği yaygın olarak söylenir.
Ve bu cümlenin ne söylediğine dikkat. Ayet bir azaptan söz ediyor ve hemen ardından, o azabın fark edilmediğini söylüyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum; ayet azabın ne olduğunu söylemiyor ve ben de bir içerik önermiyorum.
Ve sûre içinde bir bağ var: on ikinci ayet muhatabı fî havdın yel'abûn diye tarif etmişti — bir dalış içinde oyalanmak. Ve Müddessir bölümünde havd için kaydedilen: bulanık suda çalkalanmak.
İki ayet birlikte okunduğunda bir okuma mümkün oluyor ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: fark edilmeyen bir azaptan söz edilmesi ile fark edilmeyen bir meşguliyetten söz edilmesi aynı yöne bakıyor olabilir. Ama ayet bunu söylemiyor ve bu bir çıkarımdır; bağlayıcı değildir.