وَأَمْدَدْنَٰهُم بِفَٰكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ
Ve emdednâhüm bi-fâkihetin ve lahmin mimmâ yeştehûn · Yetenâzeûne fîhâ ke'sen lâ lağvun fîhâ ve lâ te'sîm · Ve yetûfü aleyhim ğılmânun lehüm keennehüm lü'lüün meknûn "Onlara canlarının çektiği meyveden ve etten bol bol verdik. Orada birbirlerinden kadeh kapışırlar — onda ne boş söz vardır ne günaha sokma. Ve çevrelerinde, saklı inciler gibi hizmetçiler dolaşır."
Kök: م-د-د. Uzatmak, çekmek, sürdürmek. Medd — uzatma. İmdâd (if'âl babı) — sürekli beslemek, arkası kesilmeden vermek.
İnşikâk bölümünde bu kök işlendi ve bu ayet orada anıldı. Tekrarlamıyorum. Özeti: imdâd, tek seferlik vermek değil; kesintisiz beslemektir.
Ve kelimenin bu tarafı, on dokuzuncu ayetteki henîen kaydıyla birleşiyor: yiyecek hem zararsız hem de arkası kesilmez.
تَنَازُع (tefâul babı) — karşılıklı çekişme, birbirinden çekip almak. Kur'an bunu olumsuz bağlamda kullanır: "Birbirinizle çekişmeyin, yoksa gücünüz gider" (Enfâl 8/46) — ve lâ tenâzeû.
Klasik kaynaklarda bunun izahı şudur: kelime burada kavga değil, karşılıklı bir alışveriş, neredeyse bir şakalaşma bildirir; kadeh elden ele geçiyor.
Ve ayetin devamı bu okumayı destekliyor: lâ lağvun fîhâ ve lâ te'sîm — "onda ne boş söz vardır ne günaha sokma."
Yani kelime bilerek gerilimli seçilmiş ve gerilim hemen çözülüyor. Dünyada kadeh dolaştığında ortaya çıkan iki şey — boş konuşma ve günah — burada yok sayılıyor.
لَغْو — kök ل-غ-و: boş söz, anlamsız konuşma. Kur'an bunu düzenli olarak cennet tasvirlerinde olumsuzlar: "Orada boş söz işitmezler" (Meryem 19/62; Vâkıa 56/25; Nebe 78/35).
تَأْثِيم — kök أ-ث-م: günah. Te'sîm (tef'îl babı) — birini günaha sokmak. Yani kelime, kişinin kendi günahını değil, başkasını günaha sürüklemeyi bildiriyor.
Yani ikisi, bir meclisin bozulabileceği iki derece: zararsız boşluk ve zararlı sürükleme. İkisi de kaldırılıyor.
غِلْمَان — ğulâmın çoğulu. Kelime Zâriyât 51/28 bahsinde işlendi: çocuk, genç.
لَّهُمْ — "onlara ait". Küçük bir tamlama ama klasik kaynaklarda üzerinde durulur: hizmet edenler onlara tahsis edilmiş.
لُؤْلُؤ — inci. مَكْنُون — kök ك-ن-ن: örtmek, saklamak, koruma altına almak. Kinâne — ok kabı; meknûn — saklı, korunmuş.
Ve benzetmenin işleyişi: saklı inci, hiç el değmemiş, tozlanmamış, parlaklığı bozulmamış incidir. İnci sedefin içinde iken en temizdir.
Ve aynı benzetme Kur'an'da başka bir yerde de kullanılır: "korunmuş yumurta gibi" (Sâffât 37/49) — keennehünne beydun meknûn.