إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَنَعِيمٍ فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
İnne'l-müttekīne fî cennâtin ve naîm · Fâkihîne bimâ âtâhüm rabbühüm ve vekāhüm rabbühüm azâbe'l-cahîm "Muttakîler bahçeler ve nimet içindedir — Rablerinin kendilerine verdikleriyle sevinç içinde. Ve Rableri onları cehennem azabından korumuştur."
| Zâriyât 51/15-16 | Tûr 52/17-18 | |
|---|---|---|
| Açılış | inne'l-müttekīne fî cennâtin ve uyûn | inne'l-müttekīne fî cennâtin ve naîm |
| İkinci kelime | عُيُون — pınarlar (somut) | نَعِيم — nimet (soyut) |
| Hâl | âhizîne mâ âtâhüm rabbühüm | fâkihîne bimâ âtâhüm rabbühüm |
| Fiil | أَخَذَ — almak | فَكِهَ — sevinmek, hoşnut olmak |
Fark ikinci kelimededir ve bir sıra kuruyor: Zâriyât almayı anlatıyor, Tûr almanın sonucunu. Biri fiil, öteki hal.
- فَاكِهَة — meyve. Kur'an'da cennet tasvirlerinde sık geçer; bu sûrenin yirmi ikinci ayetinde de var.
- فَكِهَ / تَفَكَّهَ — hoşnut olmak, keyiflenmek; ve sohbet edip şakalaşmak. فُكَاهَة — hoş sohbet, latife.
Dilciler iki dalı birbirine bağlar: meyve, temel gıdanın ötesindeki fazlalıktır — yenmese de yaşanır. Sohbet ve şaka da öyledir. Bu bağı dilcilere nispet ediyorum, kesin bir etimoloji olarak sunmuyorum.
Ve kelimenin buradaki seçimi anlamlıdır: ayet ferihîne (sevinçliler) ya da mesrûrîn (mutlular) demiyor. فَاكِهِين diyor — ve kelime, ihtiyacın ötesindeki bir hoşnutluğu bildiriyor.
Ve kelime Kur'an'da olumsuz bağlamda da geçer: "Ailelerine döndüklerinde keyiflenerek dönerlerdi" (Mutaffifîn 83/31) — inkalebû fekihîn. Mutaffifîn bölümünde bu ayet işlendi.
| Mutaffifîn 83/31 | Tûr 52/18 | |
|---|---|---|
| Kim | İnkârcılar, dünyada | Muttakîler, o gün |
| Neyle | Alay ettikleri şeyle | bimâ âtâhüm rabbühüm — Rablerinin verdiğiyle |
| Kaynak | Kendi yaptıkları | Verilen |
Aynı hal, iki farklı kaynaktan. Ve Mutaffifîn bölümünde kaydedilen "tersine çevirme" yapısı burada bir örnek daha buluyor.
Yani ayet aynı kökü iki kez, iki farklı fâille kullanıyor: önce kişiler korunuyor (muttakî — dönüşlü), sonra Rableri onları koruyor (vekā — geçişli).
Ve sıra anlamlıdır: kişi korunur, sonra korunur. Kendi korunması, korunmasının sebebi olarak sunuluyor.
Bakara 2/2-3 bahsinde bu kökün "bir şeyi araya koyarak korunmak" olduğu kaydedilmişti. Ve buradaki tablo, araya konan şeyin ne olduğunu göstermiyor; sadece işlemin iki tarafını gösteriyor.
Ve rabbühüm iki kez tekrarlanıyor: bimâ âtâhüm rabbühüm ve vekāhüm rabbühüm. Zamirle yetinilebilirdi. Tekrar, iki fiilin de aynı kaynaktan geldiğini vurguluyor: veren de koruyan da aynı.
ٱلْجَحِيم — kök ج-ح-م: ateşin şiddetle yanması, korlaşması. Cahîm, cehennemin adlarından biridir ve kökü ateşin yoğunluğunu bildirir.