وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
Ve fî emvâlihim hakkun li's-sâili ve'l-mahrûm "Ve mallarında isteyen ile mahrum kalan için bir hak vardır."
Bu ayet, Meâric 70/24-25 ile neredeyse birebir aynıdır ve iki yerde ele alındı:
Mâûn 107/3 bahsinde, "yoksulun yemeği" tamlamasının mülkiyet okuyuşu kurulurken bu ayet ile Meâric 70/24-25 birlikte dayanak yapıldı. Orada kaydedilen sonuç şuydu: iki ayette de kullanılan kelime haktır — lütuf, ihsan, bağış değil. Ve üç sonuç sıralanmıştı: verenin üstünlüğü ortadan kalkar; alanın utancı ortadan kalkar; vermemek "cömert olmamak" değil, "hakkı vermemek" olur.
Meâric 70/24-25 bahsinde ise üç şey eklenmişti: ma'lûm kaydının ne getirdiği, iki alıcı (sâil / mahrûm) arasındaki fark, ve zamirin düşmesi. Ve orada bu ayetle fark açıkça belirtilmişti: "Zâriyât sadece hakk diyor; Meâric hakkun ma'lûm diyor."
Bunların hiçbirini tekrarlamıyorum. Üçlü bağın kurulması gereken yer burasıdır ve buraya eklenecek olan şudur.
| Mâûn 107/3 | Zâriyât 51/19 | Meâric 70/24-25 | |
|---|---|---|---|
| Lafız | taâmi'l-miskîn | hakkun li's-sâili ve'l-mahrûm | hakkun ma'lûm li's-sâili ve'l-mahrûm |
| Kelime | Yemek — somut nesne | Hak — hukukî kavram | Belirli hak — hukukî kavram + ölçü |
| Ne söylüyor | Yemek yoksulundur (mülkiyet okuyuşunda) | Malda bir hak vardır | Malda miktarı bilinen bir hak vardır |
| Kim yapıyor | Kimse teşvik etmiyor — yerme | Onların malında var — övme | Onların malında var — övme |
- Mâûn bir nesne üzerinden konuşuyor: bir tabak yemek.
- Zâriyât nesneyi hukukî bir kavrama çeviriyor: bu bir haktır.
- Meâric hakka bir ölçü ekliyor: bu hak bilinen bir haktır.
Ve dikkat: Mâûn'daki mülkiyet okuyuşu, Zâriyât ve Meâric'e dayandırılarak kuruldu. Yani sıra tersinden işliyor — en somut ifade (yemek), en soyut ifadelerden (hak) anlam alıyor.
Bunu üç metnin karşılaştırmasından çıkardığım bir okuma olarak kaydediyorum. Ayet lafızları yukarıda verildi.
Meâric bölümünde bu harf üzerinde durulmuştu ve oradaki tespit burada da geçerlidir: فِى kapsanma bildirir; hak, malın dışından gelen bir yükümlülük değil, malın içinde bulunan bir şeydir. Ve cümle isim cümlesidir — bir eylem değil, bir durum bildiriyor.
17: kânû … mâ yehce'ûn — fiil. Bir şey yapıyorlar. 18: hüm yestağfirûn — fiil. Bir şey yapıyorlar. 19: fî emvâlihim hakkun — isim cümlesi. Bir şey var.
Üç maddelik listenin ilk ikisi eylem, üçüncüsü durum bildiriyor. Ve fark anlamlıdır: gece kalkmak ve istiğfâr etmek yapılan işlerdir; malda hak bulunması ise yapılan bir iş değil, malın niteliğidir.
Meâric bölümünde bu gramer farkı kaydedilmişti (orada hüm zamirinin düşmesi üzerinden). Buradaki karşılaştırma — aynı listenin içinde kip değişmesi — bir dizim gözlemidir.
Kökün tahlili ve sâil ile farkı Meâric bölümünde tablo halinde verildi; tekrarlamıyorum. Özeti: مَحْرُوم ism-i mef'ûldür — mahrum bırakılmış, payı kesilmiş; iki ana görüş vardır (istemeyen yoksul / malı elinden gitmiş kişi) ve ortak nokta mahrûmun görünmeyen muhtaç olmasıdır. Ve orada kaydedilen sonuç şuydu: mahrûm kelimesinin varlığı, hak kelimesinin ispatıdır — çünkü lütfun tetikleyicisi taleptir, hakkın değildir.
Buraya eklenecek olan tek şey: Zâriyât'ta ma'lûm kaydı yok, ama iki alıcı var. Yani Meâric bölümünde kurulan "üçüncü dayanak" argümanı bu ayette de tam olarak işliyor. Ma'lûm olmadan da mahrûm var; ve mahrûm tek başına, verilen şeyin lütuf olmadığını gösteriyor.
Meâric ve Mâûn bölümlerinde bu zorluk iki kez kaydedildi: zekâtın belirli oranlarla kurumsallaşması Medine dönemine aittir; dolayısıyla Mekkî bir sûrede zekât okuması zorlanır.
Ve Zâriyât'ta bu zorluk daha azdır, çünkü ayet ma'lûm (belirli) kaydını koymuyor. Miktar belirtilmemiş bir hak, kurumsal bir orana ihtiyaç duymaz.
Yani Zâriyât'ın lafzı, Mekkî bir sûre için Meâric'in lafzından daha rahattır. Bu, ayetin Medenî olduğu görüşünü zayıflatan bir karinedir.
| Ayet | Ne yapıyor | Kime karşı | Görünür mü |
|---|---|---|---|
| 17 | Gecenin azını uyuyor | Allah'a | Görünmez — gece, kimsenin görmediği vakit |
| 18 | Seherde istiğfâr ediyor | Allah'a | Görünmez — aynı vakit |
| 19 | Malında hak var | İnsanlara | Görünür — mal el değiştirir |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Ama Müzzemmil bölümünde gece için kaydedilen gözlem — "gece, kimsenin görmediği vakittir; yapılan iş gösterilemez" — bu tablonun ilk iki satırını doğrudan açıklıyor.
Ve şu ayrıntı da metinde duruyor: üçüncü madde, verilen şeyi verenin fiiline bağlamıyor. "Verirlerdi" demiyor, "mallarında hak vardır" diyor. Yani görünür olan madde de, verenin bir gösterisi olmaktan çıkarılmış.