ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ۖ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُلُودِ
Otuz üçüncü ayet tekildi: men haşiye — "kim çekinirse". Otuz dördüncü ayet çoğula geçiyor: üdhulû — "girin".
Somut anlamı: kusursuz, eksiksiz, sağlam olmak. Selâmet — bir şeyin zarar görmemiş olması; selîm — sağlam; islâm — teslim olmak; silm — barış.
Kökün merkezinde eksiksizlik var — ve barış anlamı buradan gelir: barış, tarafların zarar görmemiş hâlidir.
Bir gözlem: sûre boyunca anlatılan sahnelerde hep bir eksilme vardı — yerin bedenden eksilttiği (4), ölümün kapattığı (19), perdenin örttüğü (22). Burada ilk kez eksiksizlik anılıyor.
Bu kök Fecr ve Hümeze bahislerinde işlendi. Fecr'de kaydedilen şuydu: aynı kök hem Âd'ın yapılarından beklediği kalıcılık için (le'alleküm tahlüdûn — Şuarâ 26/129) hem Hümeze'deki adamın maldan beklediği kalıcılık için (ahledehû — 104/3) kullanılır.
Kāf'ta bu kökün nereye konduğu dikkat çekicidir: el-hulûd, ilk kez bir iddia olarak değil, bir gerçek olarak anılıyor — ve sahibi insan değil, gün.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum: insanın taştan ve maldan istediği şeyin adı burada bir günün adıdır.