كَانُوا۟ لَا يَتَنَاهَوْنَ عَن مُّنكَرٍ فَعَلُوهُ ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ
Yetmiş sekizinci ayet bir lânetten söz ediyor; yetmiş dokuzuncu ayet sebebini veriyor. Ve verilen sebep, kötülüğü işlemek değil — lâ yetenâhevn, yani birbirlerini menetmemek.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bâbın kendisidir: ayet, bireysel bir günahı değil, toplumsal bir sessizliği kınıyor.
Aynı ölçü Hûd 11/116'da işlendi (fe-lev lâ kâne mine'l-kurûni min kabliküm ülû bakiyyetin yenhevne ani'l-fesâd) ve Mâide 5/63'te (lev lâ yenhâhümü'r-rabbâniyyûn) bu sûrenin kendi içinde geçmişti.
تَرَىٰ كَثِيرًا مِّنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ (80) — ve yine kesîran minhüm. Ve 81. ayet gerekçeyi veriyor: ve lev kânû yü'minûne billâhi ve'n-nebiyyi ve mâ ünzile ileyhi me'ttehazûhüm evliyâ' — velâyet, imanla ölçülüyor.