وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُوا۟ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِم مِّن رَّبِّهِمْ لَأَكَلُوا۟ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِم
"Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, üstlerinden ve ayaklarının altından yerlerdi."
İkāme (ق-و-م): dikmek, ayakta tutmak. Kitap için kullanıldığında dilciler bunu "hakkını vererek uygulamak, eğriltmeden ayakta tutmak" diye açıklar. Yani kitabı okumak değil, ayakta tutmak deniyor.
Müfessirler bu terkibi genellikle gökten yağmur, yerden bitki — yani rızkın iki kaynağı — olarak açıklar.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: ayet, kitabın gereğince uygulanmasının karşılığını manevî bir sonuçla değil, maddî bolluk ile veriyor. Aynı bağ A'râf 7/96'da (le-fetahnâ aleyhim berakâtin mine's-semâi ve'l-ard) ve Nûh 71/10-12'de işlendi; oraya dayanıyorum.
Ve bu terkip, sûrenin bu bölümünde tekrarlanan kesîrun minhüm kayıtlarının karşı tarafını oluşturuyor.
İki cümle aynı ayetin içindedir. Bu, STYLE'ın toptan hüküm yasağının metindeki en açık dayanaklarından biridir ve kaydedilmelidir.
Ve şart cümlesi kaydedilmelidir: ve in lem tef'al fe-mâ bellağte risâleteh — "yapmazsan O'nun elçiliğini ulaştırmamış olursun".
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: cümle, bir kısmın eksik bırakılmasını bütünün eksik bırakılması sayıyor — kısmî tebliğ, tebliğ sayılmıyor.
وَٱللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ ٱلنَّاسِ — ısmet (ع-ص-م): sımsıkı tutmak, korumak. Kök Hûd 11/43'te (lâ âsıme'l-yevme min emrillâh) işlendi.
Bu ayetin iniş sebebine dair klasik kaynaklarda çeşitli nakiller vardır; bu tefsirde rivayet tercihi yapılmıyor.
5/68-69 — قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لَسْتُمْ عَلَىٰ شَىْءٍ حَتَّىٰ تُقِيمُوا۟ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ
Ve aynı fiil (tukīmû) üç ayet içinde ikinci kez. Ölçü değişmiyor: elde bulunanın ayakta tutulup tutulmadığı.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلصَّٰبِـُٔونَ وَٱلنَّصَٰرَىٰ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَعَمِلَ صَٰلِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ (69)
Cümlenin yapısı burada kaydedilmelidir: dört topluluk isimle sayılıyor, sonra hüküm isme değil men âmene … ve amile sâlihâ şartına bağlanıyor. Yani sayılan isimler hükmün öznesi değil, hükmün kapsamının genişliğini göstermek için anılıyor.
Müfessirler bu ayetin kapsamında ayrılır; tercih yapılmıyor ve bu tefsirde kimin kurtulup kimin kurtulmayacağına dair hüküm kurulmuyor. Bu, STYLE gereği bilinçli bir sınırdır.
Not: es-Sâbiûn kelimesinin buradaki i'râbı üzerine nahiv kitaplarında ayrıntılı bir tartışma vardır (merfû gelişinin sebebi). Konu dil düzeyindedir ve burada tercih yapılmıyor.