فَبَعَثَ ٱللَّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِى ٱلْأَرْضِ لِيُرِيَهُۥ كَيْفَ يُوَٰرِى سَوْءَةَ أَخِيهِ ۚ قَالَ يَٰوَيْلَتَىٰٓ أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَٰذَا ٱلْغُرَابِ فَأُوَٰرِىَ سَوْءَةَ أَخِى ۖ فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلنَّٰدِمِينَ
Fe-beasa'llâhu ğurâben yebhasü fi'l-ardı li-yüriyehû keyfe yüvârî sev'ete ahîh · Kāle yâ veyletâ e-aceztü en ekûne misle hâze'l-ğurâbi fe-üvâriye sev'ete ahî · Fe-asbaha mine'n-nâdimîn
"Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Dedi ki: Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz mi kaldım! Ve pişman olanlardan oldu."
Ve kökün ikinci anlamı buradan doğar: araştırmak, incelemek. Türkçedeki "bahis", "bahsetmek", "mebhas" kelimeleri bu köktendir; Arapçada bugün "bahs" (ilmî araştırma) aynı kelimedir.
Yani "araştırma" kelimesi, Arapçada toprağı eşeleyen bir hayvanın hareketinden gelir. Bir şeyin üstünü açmak, altına bakmak.
Ve bu, ayetin sahnesiyle tam olarak örtüşüyor: karga eşeliyor (yebhasü), ve bu eşeleme bir öğretme oluyor (li-yüriyehû).
Kökün anlamı: bir şeyi arkasına almak, gizlemek, örtmek. Verâ — arka, öte (Türkçedeki "verâ" ve "mâverâ" bu köktendir: ötesi). Tevâriye — gizlenmek.
Kelimenin bu köke ait olması ilginçtir: gömmek, kelimenin kendi mantığında bir şeyi arkaya almaktır — görüş alanından çıkarmak.
سَوْءَة — kök س-و-أ: kötü olmak, çirkin olmak. Sev'e — görülmesi hoş olmayan, örtülmesi gereken şey. Kelime Kur'an'da hem beden mahremiyeti (A'râf 7/20-22) hem burada ceset için kullanılır.
Kelimenin seçimi kaydedilmelidir: ayet "ceset" ya da "kardeşi" demiyor; "örtülmesi gereken şey" diyor. Yani ölünün örtülmesi, bir hijyen meselesi olarak değil, bir edep meselesi olarak adlandırılıyor. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum.
İlk cinayeti işleyen kişi, cesedi ne yapacağını bilmiyor. Yani cinayet, insanın hazır olduğu bir şey değil. Ve öğretmen olarak bir karga gönderiliyor — insanın altında saydığı bir canlı.
Cümlenin kendisi bu aşağılığı yazıyor: e-aceztü en ekûne misle hâze'l-ğurâb — "şu karga kadar bile olamadım mı?"
غُرَاب — kök غ-ر-ب: uzaklaşmak, gitmek, ayrılmak. Ğurbet — uzakta olma; ğarîb — yabancı; mağrib — güneşin uzaklaştığı yer, batı. Kök Müzzemmil 73/9'da (rabbü'l-meşrikı ve'l-mağrib) işlendi.
Kelimenin karga için kullanılması, dilcilerce iki türlü açıklanır: (a) rengi kararmış, uzaklaşmış olduğu için; (b) uzaklara giden, göç eden bir kuş olduğu için. Kesin bir tercih yapmıyorum.
Bir önceki ayet fe-asbaha mine'l-hâsirîn ile bitmişti; bu ayet fe-asbaha mine'n-nâdimîn ile bitiyor. Aynı kalıp, iki ayet arka arkaya.
Ve sıra kaydedilmelidir: kayıp, pişmanlıktan önce geliyor. Kişi önce kaybediyor, sonra pişman oluyor.
ن-د-م kökü: pişmanlık. Dilcilerin bir kısmı kelimeyi nedîm (sofra arkadaşı) ile ilişkilendirir — bu bağı kesin olarak vermiyorum, dilciler birleşmez.
Ve ayet, pişmanlığın ne getirdiğini söylemiyor. Kıssada bir af, bir tövbe, bir dönüş anlatılmıyor. Pişmanlık, cümlenin son kelimesi olarak duruyor. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum.