قَالَ رَبِّ إِنِّى لَآ أَمْلِكُ إِلَّا نَفْسِى وَأَخِى ۖ فَٱفْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ ٱلْقَوْمِ ٱلْفَٰسِقِينَ · قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ ۛ أَرْبَعِينَ سَنَةً ۛ يَتِيهُونَ فِى ٱلْأَرْضِ ۚ فَلَا تَأْسَ عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْفَٰسِقِينَ
Kāle rabbi innî lâ emlikü illâ nefsî ve ahî · Fe'fruk beynenâ ve beyne'l-kavmi'l-fâsikīn · Kāle fe-innehâ muharrametün aleyhim erbaîne seneten yetîhûne fi'l-ard · Fe-lâ te'se ale'l-kavmi'l-fâsikīn
"Dedi ki: Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Bizimle bu yoldan çıkmış topluluğun arasını ayır. Buyurdu ki: Öyleyse orası onlara kırk yıl yasaklanmıştır; yeryüzünde şaşkın dolaşacaklar. Sen o yoldan çıkmış topluluk için üzülme."
Fiil emlikü — mülkiyet fiili; burada "söz geçirmek, tasarruf edebilmek" anlamında. Elçi, kendisine verilen görevin ne kadarını gerçekten "elinde tuttuğunu" söylüyor: yalnız kendisini ve kardeşini.
Bu, Kur'an'ın elçilik tarifiyle uyumludur ve dizinde birçok yerde kaydedildi: elçi tebliğ eder, sonucu üretmez. Ğâşiye 88/22 (leste aleyhim bi-musaytır) ve Şûrâ 42/48'de işlendi; oraya dayanıyorum.
Ve sûrenin ilerleyen bölümünde aynı ölçü Peygamber'e söylenecek: mâ ale'r-rasûli ille'l-belâğ (5/99).
Bu ayette klasik mushaflarda ۛ biçiminde üç noktalı iki işaret vardır: biri erbaîne seneten'den önce, biri sonra.
Bu, Bakara 2/2'de işlenen mu'ânaka (sarmaşma) işaretidir ve orada kaydedilmişti: bu iki yerden birinde durulur, ikisinde birden durulmaz. Oraya dayanıyorum.
| Durak | Cümle | Anlam |
|---|---|---|
| Birinci | Muharrametün aleyhim erbaîne seneh ¦ yetîhûne fi'l-ard | Yasak kırk yıl sürer |
| İkinci | Muharrametün aleyhim ¦ erbaîne seneten yetîhûne fi'l-ard | Şaşkın dolaşma kırk yıl sürer |
İkisi de doğrudur, ikisi birden okunamaz. Bu, Bakara bölümünde kaydedilen tespitin bir örneğidir: mushaftaki işaret, kıraat geleneğinin anlam farklarını nasıl titizlikle koruduğunun somut bir göstergesidir.
Kökün anlamı: yolunu kaybedip şaşkın dolaşmak; bir yerde döne döne gezinmek. Tîh — içinde yol bulunamayan geniş çöl. Türkçedeki "tîh sahrası" ifadesi buradan gelir.
Kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı fiilin anlamıdır: ceza, hareketsizlik değil yönsüz harekettir. Yürümek devam ediyor; varılan yer yok. Bir önceki ayette "biz burada oturuyoruz" diyenlere verilen karşılık, oturmak değil durmadan yürümek oluyor.
فَلَا تَأْسَ — kök أ-س-و/أ-س-ي: üzülmek, kederlenmek. Aynı kökten esâ (keder) ve — dilcilerin bir kısmına göre — âsî (tabip, yarayı saran) gelir; bu ikinci bağı kesin olarak vermiyorum.
Ve emrin muhatabı elçidir. Kehf 18/6'da (fe-lealleke bâhıun nefseke) işlenen ölçü burada da geçerlidir: elçiye, sonuçtan sorumlu olmadığı hatırlatılıyor.