قُلْ أَتُعَلِّمُونَ ٱللَّهَ بِدِينِكُمْ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Kul e-tuallimûnallâhe bi-dîniküm vallâhu ya'lemü mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ard, vallâhu bi-külli şey'in alîm
"De ki: Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanı bilir. Allah her şeyi bilendir."
Cümle bir sorudur, ama cevap beklenen bir soru değildir. Arapçada buna istifhâm-ı inkârî (reddetme sorusu) denir: soru kalıbında bir ret.
Fiilin kurduğu sahne şudur: bir tarafta öğreten var, öte tarafta öğrenen. Öğreten, öğrenenden daha çok bilir. Ayet, muhataplarının cümlesini bu sahneye yerleştiriyor.
Kişi "iman ettim" dediğinde, kendi kalbi hakkında bir bilgi veriyor. Ve o bilgi, karşı tarafın bilmediği varsayılan bir bilgidir — yoksa söylenmesine gerek olmazdı. Ayet bu varsayımı açığa çıkarıyor: bilmeyen bir tarafa bilgi veriyorsunuz.
- دَيْن (deyn) — borç.
- دِين (dîn) — hem "din" hem hüküm, ceza, karşılık. Yevmü'd-dîn — hesap günü.
- دَانَ (dâne) — boyun eğdi; ve karşılık verdi.
- مَدِين — borçlu, boyun eğen.
Ortak fikir: bir bağlılık ve karşılık ilişkisi. Borçlu alacaklıya bağlıdır; kul Rabbine bağlıdır; ve her ikisinde de bir "karşılığın verilmesi" vardır.
Ve bi- harfi kayda değer: tuallimûnallâhe bi-dîniküm — "dininiz hakkında Allah'a öğretmek". Yani öğretilmeye çalışılan konu, kendi dindarlıklarıdır.
49/6: Bir haber geldiğinde siz araştırın — çünkü bilginiz eksik olabilir. 49/16: Kendi hâliniz hakkında O'na bilgi vermeye çalışmayın — çünkü O'nun bilgisi eksik değil.
İki ayet, bilgi asimetrisinin iki yönünü kaydediyor. İnsanın bilgisi eksiktir ve bu yüzden doğrulama gerekir; Allah'ın bilgisi eksiksizdir ve bu yüzden beyan gereksizdir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum; iki ayetin ortak kökü (ع-ل-م / ب-ي-ن) ve konusu metinde durur.
| Ayet | İfade | Kim biliyor |
|---|---|---|
| 49/1 | semîun alîm | Allah |
| 49/7 | va'lemû — "bilin ki" | Muhatap (emir) |
| 49/8 | alîmun hakîm | Allah |
| 49/13 | alîmun habîr | Allah |
| 49/16 | e-tuallimûnallâhe / ya'lemü / bi-külli şey'in alîm | Karşıtlık: iddia edilen ↔ gerçek |
| 49/18 | innallâhe ya'lemü ğaybe's-semâvâti ve'l-ard | Allah |
Kök altı ayette geçiyor ve beşinde öznesi Allah'tır. Tek istisna yedinci ayettir ve orada da fiil bir emirdir: "bilin ki".
Bu, âdâb sûresinin niçin bilgi kelimeleriyle dokunduğunu gösteriyor. Sûrenin bütün emirleri — sesini kıs, haberi doğrula, alay etme, zannetme, araştırma, soyunla övünme — hepsi bir bilgi sınırı üzerine kuruludur: bilmediğin bir şey hakkında hüküm kurma.