وَمَن لَّمْ يُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ فَإِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ سَعِيرًا
Ayet bir şart cümlesiyle başlıyor: "Kim iman etmezse…" Ve cevap kısmında beklenen zamir yerine bir açık isim geliyor: "…biz inkârcılar için ateş hazırlamışızdır."
Bir. Hükmün gerekçesini bildirir. Ceza, kişiye kimliği yüzünden değil, taşıdığı vasıf yüzünden bağlanmıştır. Sebep, cümlenin içine yerleştirilmiştir.
İki. Kapıyı açık bırakır. Cümle "şu kişilere" demiyor, "şu vasfı taşıyanlara" diyor. Vasıf değişirse hüküm de değişir.
Bu, STYLE'ın isim/vasıf ayrımının metin içindeki en açık örneklerinden biridir. Ayet, on birinci ayette anılan grubu doğrudan bu hükmün içine koymuyor; bir vasıf tarif ediyor ve hükmü ona bağlıyor. Nitekim iki ayet sonra aynı gruba yeni bir çağrı yapılacak (16) — bu, hükmün kişilere değil vasfa bağlandığının delilidir.
Aynı kökten ilginç bir kelime: سِعْر (si'r) — fiyat. Türkçede "fiyat" için kullanılan Arapça kökenli kelimelerden biridir. Dilcilerin verdiği bağ: fiyatlar da kızışır, yükselir, alevlenir. Bugün "piyasa kızıştı" derken aynı imge kullanılır.
Bu kelime Mülk ve Müddessir gibi cehennem tasvirlerinin bulunduğu sûrelerde geçer; kökün ayrıntılı tahlili oralara aittir.
Kök: ع-ت-د. Atîd — hazır, hazırlanmış. Kur'an bunu kullanır: "yanında hazır bir gözetleyici vardır" (Kāf 50/18 — rakîbun atîd).
Fiil mazidir: hazırlanmış, önceden. Bu, altıncı ayetteki eadde fiilinin karşılığıdır — iki ayet, iki farklı kökle aynı şeyi söylüyor: karşılık anlık bir tepki değil, kurulmuş bir düzendir.