ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ مَوْلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَأَنَّ ٱلْكَٰفِرِينَ لَا مَوْلَىٰ لَهُمْ
Önceki iki gerekçe, muhatabın yaptığı bir şeyi göstermişti: bâtıla uydular (3), hoşlanmadılar (9). Burada gerekçe, muhatabın yaptığı bir şey değil; Allah'ın kim olduğu.
Yani cümle, bir helâkin sebebini insanın fiilinde değil, bir ilişkinin varlığında ya da yokluğunda buluyor.
Kök: و-ل-ي. Ve bu kök, Arapçanın en geniş anlam ailelerinden birine sahiptir. Asıl anlamı: yakınlık, bitişiklik, arada başka bir şey olmadan yan yana durmak. Veliye'ş-şey'e — o şeye bitişti, ardından geldi.
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| وَلِيّ (velî) | Yakın olan; dost; koruyucu; işi üstlenen |
| وِلَايَة (velâyet) | Bir işi üstlenme yetkisi |
| مَوْلَى (mevlâ) | Aşağıda ayrıca ele alınıyor |
| تَوَلَّى (tevellâ) | Bir işi üstlenmek; ve ayrıca: yüz çevirip gitmek |
| أَوْلَى (evlâ) | Daha yakın, daha lâyık |
تَوَلَّى fiilinin iki zıt anlamı ilgi çekicidir ve ikisi de bu sûrede geçecek: 22. ayette in tevelleytüm, 38. ayette ve in tetevellev. Kelimenin "yönelmek" ve "yüz çevirmek" anlamlarını nasıl birlikte taşıdığını 22. ayette ele alacağım.
Ve mevlâ kelimesi, Arapçanın en çok konuşulan kelimelerinden biridir; çünkü ezdâd (zıt anlamları bir arada taşıyan kelimeler) sınıfına yakın durur.
- Efendi — kölesini azat eden.
- Azatlı köle — azat edilen.
- Yardımcı, dost, destekçi.
- Amca oğlu, akraba.
- Bir işi üstlenen, sorumlu.
Yani kelime, bir ilişkinin iki tarafını da adlandırabiliyor. Ortak çekirdek, ilişkinin kendisidir: iki kişi arasında, arada başka kimse olmadan kurulan bir bağ.
Bu ayette kelime "yardımcı, sahip çıkan, işi üstlenen" anlamındadır ve bağlam bunu belirliyor: karşısında lâ mevlâ lehüm var.
Birinci taraf: ٱللَّهَ مَوْلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ Yapı: isim + tamlama. "Allah, iman edenlerin mevlâsıdır."
İkinci taraf: ٱلْكَٰفِرِينَ لَا مَوْلَىٰ لَهُمْ Yapı: لَا + nekre isim + zarf. "Kâfirlere gelince: onlar için hiçbir mevlâ yoktur."
Ve buradaki لَا, nahivde lâ-i nâfiye li'l-cins (cinsi olumsuzlayan lâ) olarak adlandırılır. Bu edat, bir şeyin hiçbir ferdinin bulunmadığını bildirir — "bir tane yok" değil, "cinsinden hiçbiri yok".
Yani cümle şunu söylemiyor: "kâfirlerin mevlâsı Allah değildir". Şunu söylüyor: "kâfirlerin hiçbir mevlâsı yoktur."
Fark büyüktür. Birinci cümle bir ilişkiyi reddederdi; ikinci cümle, o pozisyonun boş olduğunu söylüyor.
Onuncu ayette bir helâk anlatılmıştı: demmera'llâhu aleyhim. Ve on birinci ayet o helâkin sebebini veriyor.
Bu, bir sonraki ayetle de birleşiyor: 13. ayette fe-lâ nâsıra lehüm — "onlara hiçbir yardımcı yok" denecek. Aynı kalıp, iki ayet arayla, iki farklı kelimeyle:
İkisi de lâ-i nâfiye li'l-cins ile kuruluyor. Sûre, iki ayrı kelimeyle aynı boşluğu iki kez işaretliyor.
Ve bu, Haşr bölümünün ana sorusuyla doğrudan bağlanıyor: o sûre baştan sona "neye güveniyorsun?" diye soruyordu ve çöken güvenceleri tek tek sayıyordu. Buradaki iki ayet, aynı soruyu tersinden soruyor: arkanda kim var?