قُلْ أَرَءَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِى مَاذَا خَلَقُوا۟ مِنَ ٱلْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱئْتُونِى بِكِتَٰبٍ مِّن قَبْلِ هَٰذَآ أَوْ أَثَٰرَةٍ مِّنْ عِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Kul eraeytüm mâ ted'ûne min dûnillâhi erûnî mâzâ halakū mine'l-ardı em lehüm şirkün fi's-semâvât · İ'tûnî bi-kitâbin min kabli hâzâ ev esârein min ilmin in küntüm sâdikīn
"De ki: Allah'tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana: yerden ne yarattılar? Yoksa göklerde bir ortaklıkları mı var? Bundan önce inmiş bir kitap ya da bir bilgi kalıntısı getirin bana — doğru söylüyorsanız."
1. Gösterin — erûnî mâzâ halakū (gözle görülür bir eser) 2. Ortaklık iddiası — em lehüm şirkün fi's-semâvât 3. Yazılı ya da nakledilmiş dayanak — i'tûnî bi-kitâbin … ev esârein min ilm
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin kendisidir: talep edilen şey duygu, alışkanlık ya da çokluk değil. Sûre boyunca karşı tarafın öne süreceği gerekçeler tam da bunlar olacak — atalar (21-22'de Âd örneğinde), toplumsal öncelik (11), alışkanlık.
أ-ث-ر kökü: iz, geride kalan işaret. Eser — ayak izi, kalıntı, nakledilen haber. Kök dizinde birkaç yerde geçti (A'lâ, Nâziât, Haşr).
Kelimenin buradaki karşılığı üzerinde dilciler farklı okumalar nakleder: geçmişten kalan bir bilgi kırıntısı, nakledilmiş bir haber, ya da yazılı bir belge parçası.
Ortak nokta şudur ve ayetin işini gösterir: istenen şey bir kitabın tamamı bile değil — bir kalıntı. Talep en aza indirilmiş olarak sunuluyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: delil isteği, karşı tarafı zorlayacak biçimde değil, en düşük eşikten kuruluyor.