أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا۟ وَنَتَجَاوَزُ عَن سَيِّـَٔاتِهِمْ
"İşte onlar, yaptıklarının en güzelini kendilerinden kabul ettiğimiz ve kötülüklerini görmezden geldiğimiz kimselerdir."
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: ölçü, ortalama değil tepe noktasından alınıyor. Ve karşılığında ikinci fiil geliyor: netecâvezü an seyyiâtihim — kötülüklerin üzerinden geçilmesi.
ت-ج-ا-و-ز — kök ج-و-ز: bir yerden geçip gitmek. VI. bâbdan tecâvüz: üstünde durmadan geçmek. Kelime, silmekten çok durmamayı anlatıyor.
İki fiilin birlikte kurduğu şey kaydedilmeye değer: biri en iyisini alıyor, öteki kötüsünün yanından geçiyor. Yani hesap, iki uçtan da kişinin lehine kuruluyor.
وَعْدَ ٱلصِّدْقِ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ — "kendilerine vaat edilen doğruluk vaadi." Va'dü's-sıdk terkibi, vaadin içeriğini değil niteliğini bildiriyor: tutulacak olan vaat.