وَتَرَىٰ كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَىٰٓ إِلَىٰ كِتَٰبِهَا · هَٰذَا كِتَٰبُنَا يَنطِقُ عَلَيْكُم بِٱلْحَقِّ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنسِخُ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Ve terâ külle ümmetin câsiye · Küllü ümmetin tüd'â ilâ kitâbihâ · Hâzâ kitâbünâ yentıku aleyküm bi'l-hakk · İnnâ künnâ nestensihu mâ küntüm ta'melûn
"Her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. 'İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Biz, yaptıklarınızı yazdırıyorduk.'"
Dilcilerin verdiği anlam: dizlerin üstüne çökmek. Cesâ — diz çöktü. Kökten cüsve (yığın, taş öbeği) de kaydedilir.
Oturuşun bu biçimi kaydedilmeye değer: Arap kültüründe diz üstü çökmek, beklemenin ve hesabın oturuşudur — mahkemede, ya da bir karar bekleyen kimsenin duruşu. Rahat oturuş değildir; ayağa kalkmaya hazır ama henüz kalkmamış hâl.
Ve ayet bu hâli her ümmete veriyor — ayrım yapmadan, hepsi. Ayrım bir sonraki adımda, kitaplar açıldığında yapılacak.
Fiilin seçimi dikkat çekicidir: kitap "yazıyor" ya da "gösteriyor" değil, konuşuyor. Ve edat aleyküm — "size karşı". Arapçada alâ burada aleyhte olmayı bildirir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: bir belge normalde okunur; okuyan taraf onu yorumlar. Ayet bu aracıyı kaldırıyor: belge kendisi konuşuyor. Böylece belge ile onun hakkında söylenecek söz arasındaki mesafe kapanmış oluyor.
Kökün anlamları: bir şeyi başka bir şeyin yerine koymak (nesh), ve bir yazıyı başka bir yere geçirmek (istinsâh — nüshasını çıkarmak). Nüsha kelimesi buradan gelir.
Kalıp X. bâbdır: nestensih. Dilciler bu kalıbın burada "yazdırmak, nüshasını çıkarttırmak" anlamında olduğunu kaydeder — yani fiil doğrudan değil, yazdırma yoluyla.
Kelimenin resmi kaydedilmeye değer: yapılan iş, olup biteni bir nüshaya geçirmek olarak anlatılıyor. Asıl, yaşanan hayattır; kitap onun nüshasıdır. Bu sebeple 29. ayetteki kitap, dışarıdan getirilmiş bir belge değil, yaşananın kopyası olarak konuyor.