فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Baştaki fâ, bütün sûreye bağlanıyor. Elli yedi ayet boyunca anlatılanların ardından bir sonuç cümlesi kuruluyor.
Neyin sınırlandığı üzerinde bir gözlem kaydediyorum: cümle "onu kolaylaştırdık" demiyor; "onu ancak senin dilinde kolaylaştırdık" diyor. Sınırlanan şey, kolaylaştırmanın aracıdır.
Kök birçok bölümde işlendi — Kamer'de kaydedildiği gibi: İnşirâh, Leyl, A'lâ, İnşikâk, Müzzemmil, Abese, Zâriyât. Somut anlamı: kolaylık, elverişlilik, zorlanmadan yapılabilirlik.
Ve Kamer'de bu ayet zaten anıldı:
"Kur'an aynı fiili kendisi için bir kez daha kullanır: 'Biz onu senin dilinde kolaylaştırdık' (Duhân 44/58; Meryem 19/97 — fe-innemâ yessernâhü bi-lisânike)."
Ve Kamer'de kalıp hakkında şu kaydedilmişti:
"Fiil II. bâb (tef'îl) kalıbındadır: yessera. Bu bâbın burada taşıdığı yük ta'diye (geçişli kılma) ve tedrîcdir: bir şeyi kolay hale getirmek. Yani Kur'an zaten kolay değildi de sonradan kolaylaştırıldı demek değil; kolay olarak verildi demektir."
| Kamer 54/17, 22, 32, 40 | Duhân 44/58 | |
|---|---|---|
| Cümle | ve lekad yessernâ'l-Kur'âne li'z-zikri | fe-innemâ yessernâhü bi-lisânike |
| Nesne | el-Kur'ân — açık isim | -hü — zamir |
| Kayıt | li'z-zikr — ne için | bi-lisânike — ne ile / hangi yolla |
| Edat | ل — gaye, amaç | ب — vasıta, araç |
| Kaç kez | Dört kez — nakarat | Bir kez |
| Arkasından gelen | fe-hel min müddekir — soru | leallehüm yetezekkerûn — umut |
| Ortak kök | ذ-ك-ر | ذ-ك-ر |
Kamer, kolaylığın amacını veriyor: li'z-zikr — hatırlamak için. Kamer'de bu kaydedilmişti: "Ayet 'Kur'an'ı kolaylaştırdık' demiyor sadece; 'للذِّكْرِ kolaylaştırdık' diyor. Yani kolaylık belirli bir iş için verilmiş."
Bunu kendi okumam olarak sunuyorum, dayanağı iki edatın işidir: biri kolaylığın niçin olduğunu, öteki nasıl sağlandığını söylüyor. Ve ikisi birlikte tamamlanıyor: metin bir dilde verildiği için kolaydır, ve o kolaylık hatırlamak içindir.
Ve arkalarından gelen cümlelerin farkı da bunu tamamlıyor. Kamer soru soruyor (fe-hel min müddekir — "hatırlayan var mı?"); Duhân umut bildiriyor (leallehüm yetezekkerûn). İki cümle de ذ-ك-ر kökündendir.
Bir kayıt daha: aynı ifade Meryem 19/97'de de geçer (fe-innemâ yessernâhü bi-lisânike) — Duhân'daki cümleyle neredeyse birebir. Bunu bir lafız kaydı olarak veriyorum.
لِسَان — dil (organ) ve dil (konuşulan lisan). Arapçada aynı kelime ikisini de karşılar; ve Kur'an bu kelimeyi lisan anlamında sık kullanır.
| Okuma | Ne der |
|---|---|
| Arap dilinde | Metin, muhatapların konuştuğu dilde indirildi |
| Senin ağzından | Metin, senin okuyuşunla kolaylaştırıldı — okunması ve ezberlenmesi kolay kılındı |
Bunu doğrulanabilir bir sûre içi halka olarak kaydediyorum. Ve zamirin (-hü) merciine dair bir not: en yaygın okuma onu Kur'an'a döndürür; sûrenin ikinci ayetiyle bu bağ da desteklenir.
| Ayet | İfade | Kip | Ne diyor |
|---|---|---|---|
| 13 | ennâ lehümü'z-zikrâ | İnkârî soru | "Öğüt almaları nereden mümkün olsun?" |
| 58 | leallehüm yetezekkerûn | Umut edatı | "Belki öğüt alırlar" |
Ve çelişki değildir — kendi okumam olarak veriyorum: on üçüncü ayet azabın içindeki anı konuşuyordu, elli sekizinci ayet azabın öncesindeki zamanı. Yani sûre, öğüt alma imkânının hangi vakitte açık olduğunu söylüyor.
Lealle edatı hakkında bir kayıt: Arapçada bu edat "umulur ki" demektir ve Allah hakkında kullanıldığında, dilcilerin çoğunluğu bunu muhatap açısından açıklar: umut, muhatabın konumunu bildirir — kapı açıktır.