يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
Kök Bürûc'de geniş olarak işlendi ve bu ayet orada zaten anıldı. Tekrarlamıyorum. Oradaki kaydın özeti:
"Batş: bir şeyi şiddetle ve sertçe kavramak, üzerine atılıp yakalamak. Kelime elin hareketini anlatır — pençeleme, kapma, tutup bırakmamak. […] Kelimenin taşıdığı üç öğe: ani olma, sertlik, bırakmama."
Ve Bürûc bahsinde kaydedilen bir şey buraya doğrudan taşınmalı: aynı kök Kur'an'da zalimlerin fiili olarak da geçer — "Ve yakaladığınızda, zorbalar gibi yakalıyorsunuz" (Şuarâ 26/130).
Bir — mef'ûl-i mutlak. Nebtışü'l-batşete: fiil, kendi masdarıyla pekiştirilmiş. Arapçada bu yapı (mef'ûl-i mutlak) fiili kesinleştirir ve sıfat aldığında niteler.
İki — sıfat: el-kübrâ. İsm-i tafdîlin müennes hâli: "en büyük". Yani ortada bir sıralama var — küçük yakalayışlar da var, bu en büyüğü.
Ve bu, aşağıdaki ihtilafın ikinci merkezidir: eğer küçük yakalayışlar dünyada gerçekleşenlerse, "en büyük" olan başka bir yerde olmalıdır.
Üç — innâ müntekımûn. Kök ن-ق-م: bir şeyi çirkin bulup reddetmek, hoşnutsuzluk duymak. Nikme — hoşnutsuzluğun karşılığı olarak verilen ceza.
Kelimenin Türkçedeki "intikam" ile farkı kaydedilmelidir ve bu, dilcilerin de üzerinde durduğu bir noktadır: Türkçede intikam, kişisel bir öfkenin tatminidir. Arapça kökte ise merkezde bir şeyi kabul edilemez bulma vardır. Nekıme aleyhi — onu ayıpladı, çirkin gördü.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı kökün dilcilerdeki tarifidir. Ve kalıp da bunu destekliyor: müntekımûn ism-i fâil çoğuludur — bir sıfat bildiriyor, bir öfke ânını değil.