صِرَٰطِ ٱللَّهِ ٱلَّذِى لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ أَلَآ إِلَى ٱللَّهِ تَصِيرُ ٱلْأُمُورُ
Kelime, önceki ayetin son kelimesinin (sırâtin müstakîm) bedelidir (açıklayıcısı). Yani ayet bir öncekinin cümlesini tamamlıyor: hangi dosdoğru yol? Allah'ın yolu.
| Ayet | Cümle | Konumu |
|---|---|---|
| 4 | Lehû mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ard | Bağımsız hüküm |
| 53 | …ellezî lehû mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ard | Bir yolun sıfatı |
Ve fark, dördüncü ayette kaydedildiği gibi konumundadır: başta bir bildirim, sonda bir tarif. Sûre, mülk cümlesiyle açtığı çerçeveyi, aynı cümleyi bir yolun adı yaparak kapatıyor.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: dördüncü ayette bu cümle bir gerçek olarak söylenmişti; elli üçüncü ayette bir istikamet olarak. Aynı bilgi, önce durum olarak, sonra yön olarak.
Birincisi: ص-ي-ر kökü. On beşinci ayette ve ileyhi'l-masîr geçmişti; burada aynı kök fiil olarak geliyor: tesîru'l-umûr.
| Ayet | Terkip | Kimin işi |
|---|---|---|
| 38 | ve emruhum şûrâ beynehum | Topluluğun işi |
| 43 | le-min azmi'l-umûr | Kararlılık isteyen işler |
| 53 | tesîru'l-umûr | Bütün işler |
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: sûre "iş" kelimesini üç kez kullanıyor ve üçünde de bir sahiplik sorusu var — iş kimin? Otuz sekizinci ayette topluluğun, kırk üçüncüde kişinin, elli üçüncüde ise hepsinin varacağı yer söyleniyor. Ve üçü çelişmiyor: iş insanın elindedir, kararı insan verir, ama gittiği yer belirlidir.
| Ayet | Cümle |
|---|---|
| 5 | Elâ inna'llâhe hüve'l-ğafûru'r-rahîm |
| 18 | Elâ inne'llezîne yümârûne fi's-sâati le-fî dalâlin baîd |
| 45 | Elâ inne'z-zâlimîne fî azâbin mukîm |
| 53 | Elâ ile'llâhi tesîru'l-umûr |
Dört geçiş; ve son geçiş, diğer üçünden farklı olarak inne almıyor. Sûre son cümlesinde bir pekiştirme aracını bırakıyor.
Sûre bir ayrılık sûresi olarak açıldı: insanlar bölünüyor, tartışıyor, birbirinin hakkını yiyor. Ve son cümlesi bütün bunları tek bir yere bağlıyor.
Ama dikkat edilmesi gereken şudur: cümle "hepsi Allah'a döner, öyleyse yapacak bir şey yok" demiyor. Sûrenin kendisi bunun tersini kurdu: dini ayakta tutun (13), doğru durun (15), adalet yapın (15), danışın (38), hakkınızı alın (39), affedin (40), infak edin (38).
Son cümlenin işi, bu fiillerin sonucunu insanın sırtından almaktır — tıpkı altıncı ve kırk sekizinci ayetlerin Peygamber'in sırtından aldığı gibi.