لِّلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ ۚ يَهَبُ لِمَن يَشَآءُ إِنَٰثًا وَيَهَبُ لِمَن يَشَآءُ ٱلذُّكُورَ · أَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًا وَإِنَٰثًا ۖ وَيَجْعَلُ مَن يَشَآءُ عَقِيمًا ۚ إِنَّهُۥ عَلِيمٌ قَدِيرٌ
Li'llâhi mülkü's-semâvâti ve'l-ard; yahlüku mâ yeşâ; yehebü li-men yeşâü inâsen ve yehebü li-men yeşâü'z-zükûr · Ev yüzevvicühum zükrânen ve inâsâ; ve yec'alü men yeşâü akīmâ; innehû alîmun kadîr
"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları bağışlar, dilediğine erkek çocukları bağışlar. Yahut onları hem erkek hem kız olarak çift verir. Dilediğini de çocuksuz kılar. O bilendir, gücü yetendir."
Vehebe — karşılıksız vermek, bağışlamak. Hibe — bedelsiz verilen şey. Ve kökün ayırt edici tarafı budur: hibe, bir karşılığı olmayan vermedir.
| Fiil | Kök | Ne bildirir |
|---|---|---|
| أَعْطَىٰ (a'tâ) | ع-ط-و | Vermek — genel |
| رَزَقَ (razaka) | ر-ز-ق | Rızık vermek — ihtiyaca göre |
| وَهَبَ (vehebe) | و-ه-ب | Karşılıksız bağışlamak |
Ve fiil ayette iki kez tekrarlanıyor: yehebü… ve yehebü. Yani iki taraf için de aynı fiil kullanılıyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: çocuk, ayette bir hak, bir sonuç ya da bir başarı olarak adlandırılmıyor. Bağış olarak adlandırılıyor. Ve iki cins için de aynı kelime kullanılıyor.
Bu, muhatap toplumun sıralamasının tersidir. Ve o sıralamanın ne olduğu Kur'an'ın kendi verisinde kayıtlıdır.
| Ayet | Ne diyor | Saik | |---|---|---| | Nahl 16/58-59 | Kız müjdesi alan babanın yüzü kararır, saklanır, gömmeyi düşünür | Utanç, âr | | İsrâ 17/31 | "Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin" | Yoksulluk korkusu |
Ve orada kaydedilen ayrım önemliydi: İsrâ 17/31 ve En'âm 6/151 "evlatlarınız" der, cinsiyet belirtmez; utanç sebebiyle kız öldürme ise ayrı bir olgudur ve mev'ûde kelimesi müennestir, onu adlandırır.
Ayrıca Tekvîr'de yaygınlık konusunda iki abartıdan da kaçınıldığı kaydedilmişti — "herkes yapıyordu" ve "hiç olmadı" abartılarının ikisi de reddedilmişti. Bu kaydı tekrarlamıyorum; oraya dayanıyorum.
Şimdi Nahl 16/58'in lafzına dikkat edilmelidir:
Ve Şûrâ 42/49, tam olarak o sıralamayı ters çeviriyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki metnin karşılaştırılmasıdır: ayet kız çocuğunu savunmuyor, methetmiyor, bir tez ileri sürmüyor. Yalnızca sıraya önce onu koyuyor. Ve tartışma açmadan, gerekçe göstermeden bunu yapıyor.
| İzah | Ne der |
|---|---|
| 1 | Belirlilik, muhatapların zihnindeki bilinen tercihi karşılıyor: "sizin istediğiniz o erkekler" |
| 2 | Nekrelik burada cins bildirir; belirlilik de cins bildirir; ikisi arasında anlam farkı yoktur |
| 3 | Fâsıla (ayet sonu) gereği kelime bu biçimde gelmiştir |
İki ayet birlikte okunduğunda, olabilecek bütün durumlar sayılıyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir olgudur:
| # | Durum | İfade |
|---|---|---|
| 1 | Yalnız kız | Yehebü li-men yeşâü inâsâ |
| 2 | Yalnız erkek | Ve yehebü li-men yeşâü'z-zükûr |
| 3 | İkisi birden | Ev yüzevvicühum zükrânen ve inâsâ |
| 4 | Hiçbiri | Ve yec'alü men yeşâü akīmâ |
Ve dördü de aynı cümlenin içindedir; dördü de aynı fiile (yeşâ) bağlıdır; dördü de li'llâhi mülkü's-semâvâti ve'l-ard cümlesinin altındadır.
Yüzevvicühum — kök ز-و-ج, II. bâb: çift kılmak, eşleştirmek. Kök on birinci ayette ezvâc olarak geçmişti. Buradaki anlamı üzerinde iki okuma vardır:
| Okuma | Ne der |
|---|---|
| 1 | "İkisini bir arada verir" — hem erkek hem kız çocuğu |
| 2 | "Sırayla verir" — bir erkek bir kız, art arda |
Akīm — kök ع-ق-م. Kök Zâriyât 51/29'da işlendi (acûzün akīm). Oradaki kayıt: kökün merkezinde kuruluk, verimsizlik, bir şeyin kesilmiş olması vardır.
Birincisi: dördüncü durum, diğer üçüyle aynı cümlede anılıyor. Ayrı bir cümleye, ayrı bir ayete, ayrı bir bağlama konmamış. Yani çocuğu olmama, düzenin dışında bir arıza olarak değil, düzenin içinde bir hâl olarak sayılıyor.
İkincisi: fiil aynı. Diğer üçünde yehebü ve yüzevvicü; burada yec'alü — "kılar". Dördü de aynı özneye bağlı.
Üçüncüsü: ayet bir gerekçe, bir sebep ya da bir kusur bildirmiyor. Men yeşâ — "dilediğini". Diğer üçünde de aynı ifade var.
Dördüncüsü: ayet iki isimle kapanıyor — alîmun kadîr. Ve alîm (bilen) ismi, kaydedilmeye değer bir yerde duruyor: dört durumun sayılmasının ardından "O bilendir" deniyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: dört durumun sonuna konan alîm ismi, dağılımın bilgisiz ya da rastgele olmadığını söylüyor. Ve bu, dördüncü durumda olan biri için, diğer üçünde olanlarla aynı cümlede söylenmiş oluyor.
Bir sınır kaydı — ve bunu açıkça yazıyorum: ayet, çocuğu olmayan bir kimse hakkında bir hüküm kurmuyor, bir sebep göstermiyor, bir eksiklik atfetmiyor. Ayetten böyle bir sonuç çıkarmak, ayetin dört durumu aynı cümlede ve aynı yapıyla sıralamış olmasına aykırıdır.
Birincisi: sıralama. Ayet kız çocuğunu önce anıyor ve bunu bir tez olarak değil, bir sıra olarak yapıyor. Tekvîr'de kaydedildiği gibi, ayetin tarif ettiği saik — kız çocuğunun bir yük ve bir utanç sayılması — tarihe gömülmedi. Cinsiyete dayalı seçici uygulamalar bazı ülkelerde ölçülebilir nüfus dengesizlikleri üretmiş ve yasal düzenlemelere konu olmuştur. Bu, bir "bilimsel mucize" kaydı olarak değil, ayetin karşı çıktığı tavrın sürdüğünün kaydı olarak yazılıyor.
İkincisi: çocuksuzluğun anılma biçimi. Bir toplulukta çocuğu olmayan kişiler çoğu zaman ya konuşulmayan ya da acınan bir yere konur. Ayet ikisini de yapmıyor: ne susuyor ne ayrı bir yere koyuyor. Dört durumu aynı nefeste sayıyor.