وَمَا ٱخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِن شَىْءٍ فَحُكْمُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِ ۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبِّى عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ
Ve me'hteleftüm fîhi min şey'in fe-hükmühû ila'llâh; zâlikümü'llâhu rabbî aleyhi tevekkeltü ve ileyhi ünîb
"Hangi konuda ayrılığa düşerseniz düşün, onun hükmü Allah'a aittir. İşte Rabbim olan Allah budur; O'na dayandım ve O'na yönelirim."
Kök خ-ل-ف: arkada kalmak, birinin yerine geçmek, ardından gelmek. Halîfe, hilâf, ihtilâf, muhâlefet aynı köktendir. VIII. bâb (ihtilâf) karşılıklılık bildirir: birinin ardında olmak, birbirinin arkasında farklı yerlerde durmak.
| Kelime | Nerede | Sûrenin ne dediği |
|---|---|---|
| ٱخْتِلَاف (10) | me'hteleftüm fîhi min şey' | Yasaklanmıyor. Mercii gösteriliyor: fe-hükmühû ila'llâh |
| تَفَرُّق (13, 14) | lâ teteferrakû fîh | Yasaklanıyor. Ve 14'te ihlal edildiği bildiriliyor |
- İhtilâf — birbirinden farklı yerlerde durmak. Görüş farkı.
- Teferruk — birbirinden kopmak, dağılmak. Bağın kesilmesi.
Yani sûre görüş farkını bir vaka olarak kabul edip merciini gösteriyor; kopmayı ise yasaklıyor. Onuncu ayet ile on üçüncü ayet arasındaki üç ayetlik mesafe bu ayrımı taşıyor.
Bunu tekrar vurguluyorum: bu bir çıkarımdır, nakil değildir. Dayanağı, iki kökün sözlük anlamları ile sûrenin iki farklı hükmüdür.
حُكْم — kök ح-ك-م: Ahkāf'de kaydedildiği gibi kökün somut anlamı engelleyip yerinde tutmaktır; hakeme (atın gemi) aynı köktendir. Hüküm, bir işi yerine oturtup dağılmasını engelleyen karardır.
Cümlenin dizimi kaydedilmeli: ilâ harf-i cerri kullanılmış — "Allah'a doğru", "Allah'a havale". İnde (yanında) ya da li (için) değil. Yani hüküm bir yere götürülüyor.
Bu, tartışmanın kapatılma biçimidir ve on beşinci ayette tekrar edilecek: Allâhu yecmau beynenâ ve ileyhi'l-masîr. İki ayette de aynı yapı: mesele bir mercie gönderiliyor.
- İlk yarı: me'hteleftüm — "siz". Muhatap topluluk.
- İkinci yarı: rabbî… tevekkeltü… ünîbü — "ben". Konuşan Peygamber.
Kendi okumam olarak kaydediyorum: cümle, söylediği şeyi önce kural olarak koyup sonra kendi üzerinde gösteriyor. "Hüküm Allah'a aittir" diyen kişi, hemen ardından "benim de dayandığım O'dur" diyor. Kural, koyanı da kapsıyor.
Kök Kāf'de işlendi (münîb, evvâb bağlamında). Özeti: inâbe, bir yere tekrar tekrar dönmektir; nevbet (sıra, dönüşümlü iş) aynı köktendir. Kökte tek seferlik bir dönüş değil, düzenli bir geri geliş vardır.
Ve fiil muzâridir: ünîb — "dönerim", süregiden. Yanındaki fiil ise mâzîdir: tevekkeltü — "dayandım", olmuş bitmiş.
Bu bir dizim nüktesidir ve kelimelerin anlamına uyar: tevekkül bir karardır, verilir; inâbe bir alışkanlıktır, sürer.
Kök on üçüncü ayette bir kez daha gelecek: ve yehdî ileyhi men yünîb — "kendisine yöneleni doğruya iletir." Yani onuncu ayette Peygamber'in kendisi için söylediği şey, on üçüncü ayette hidayetin şartı olarak konuyor.