ولكم نصف ما ترك أزواجكم إن لم يكن لهن ولد … وإن كان رجل يورث كلالة أو امرأة وله أخ أو أخت فلكل واحد منهما السدس
Ve leküm nısfü mâ terake ezvâcüküm in lem yekün lehünne veled, fe-in kâne lehünne veledün fe-lekümü'r-rubuu mimmâ terakne min ba'di vasıyyetin yûsîne bihâ ev deyn, ve lehünne'r-rubuu mimmâ teraktüm in lem yekün leküm veled, fe-in kâne leküm veledün fe-lehünne's-sümünü mimmâ teraktüm min ba'di vasıyyetin tûsûne bihâ ev deyn, ve in kâne racülün yûrasü kelâleten evi'mraetün ve lehû ehun ev uhtün fe-li-külli vâhidin minhüme's-südüs, fe-in kânû eksera min zâlike fe-hüm şürakâü fi's-sülüsi min ba'di vasıyyetin yûsâ bihâ ev deynin ğayra mudârr, vasıyyeten minallâh, vallâhu alîmün halîm
"Eşlerinizin bıraktığının yarısı sizindir — çocukları yoksa. Çocukları varsa dörtte biri sizindir; yaptıkları vasiyetten ve borçtan sonra. Sizin bıraktığınızın dörtte biri onlarındır — çocuğunuz yoksa. Çocuğunuz varsa sekizde biri onlarındır; yaptığınız vasiyetten ve borçtan sonra. Eğer bir erkek ya da kadın kelâle olarak miras bırakıyorsa ve bir erkek ya da kız kardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan çok iseler, üçte birde ortaktırlar; zarar verici olmayan bir vasiyetten ve borçtan sonra. Bu, Allah'tan bir buyruktur. Allah bilendir, halîmdir."
Yukarıdaki usul kaydı burada da geçerlidir: bu tablo ayetin lafzını düzenlemekten ibarettir, bir uygulama tablosu değildir.
| Kim | Durum | Ayetin verdiği oran |
|---|---|---|
| Koca | Eşinin çocuğu yoksa | Yarı (nısf) |
| Koca | Eşinin çocuğu varsa | Dörtte bir (rubu') |
| Eş(ler) | Kocanın çocuğu yoksa | Dörtte bir (rubu') |
| Eş(ler) | Kocanın çocuğu varsa | Sekizde bir (sümün) |
| Kardeş (kelâle hâlinde) | Bir erkek ya da bir kız kardeş varsa | Her birine altıda bir (südüs) |
| Kardeşler (kelâle hâlinde) | Birden çok iseler | Üçte birde ortaklar (şürakâü fi's-sülüs) |
| Koca | Eş | |
|---|---|---|
| Çocuk yoksa | 1/2 | 1/4 |
| Çocuk varsa | 1/4 | 1/8 |
| Kayıt | min ba'di vasıyyetin yûsîne bihâ ev deyn | min ba'di vasıyyetin tûsûne bihâ ev deyn |
Yapı birebir aynıdır ve her iki tarafın payı da çocuğun varlığına göre yarıya iniyor. Bu, sayılabilir bir olgudur.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümlenin kalıbı iki taraf için de değişmiyor; değişen yalnız oranlardır. Ve iki tarafta da aynı sebep aynı sonucu doğuruyor: çocuk varsa pay yarıya düşer.
Bu, sûrenin en teknik ve en tartışmalı terimidir. On ikinci ayette geçer, yüz yetmiş altıncı ayette bir kez daha geçer ve sûre onunla kapanır.
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| كَلَّ (kelle) | Yorulmak, gücü kesilmek; körelmek (bıçağın kesmez olması) |
| كَلَال (kelâl) | Yorgunluk |
| إِكْلِيل (iklîl) | Taç — başı çepeçevre saran şey |
| كُلّ (küll) | Bütün, hepsi — kuşatan |
| تَكَلَّلَ | Kuşatmak, çevrelemek |
İki anlam kümesi var: yorulmak/körelmek ve kuşatmak. Ve dilciler kelâle terimini her ikisiyle de açıklar.
| Görüş | Kelâle kim / ne |
|---|---|
| 1 | Ölen kişi — ne çocuğu ne babası olan kimse |
| 2 | Mirasçılar — ölene doğrudan (usul-fürû) bağlı olmayan, yandan gelen akrabalar |
| 3 | Akrabalık ilişkisinin kendisi — dolaylı, yandan olan bağ |
Ve terimin dille kurduğu bağ şöyle açıklanır ve nakledildiği şekliyle aktarıyorum: miras "yorularak" ulaşır — doğrudan hattan gelmediği için dolanarak, çevreleyerek gelir. İklîl (taç) gibi, merkeze değil çevreye dizilmiştir.
Kelimenin tanımı üzerinde klasik dönemde ihtilaf edildiği kaynaklarda açıkça kaydedilir ve bu ihtilafın erken dönemden itibaren sürdüğü nakledilir. Bu bölümde bir tercih yapılmıyor ve fıkhî hüküm verilmiyor.
Ayetin lafzından çıkan ve tartışmasız olan şey şudur: on ikinci ayette kelâle durumunda anılan kardeşlerin payı altıda bir ve üçte birdir; yüz yetmiş altıncı ayette anılan kardeşlerin payı yarı, üçte iki ve li'z-zekeri mislü hazzı'l-ünseyeyntir. İki ayetin verdiği oranlar farklıdır ve bu farkın izahı klasik fıkhın bir bahsidir. Burada girilmiyor.
ش-ر-ك kökü: ortaklık. Kelime Kur'an'da genellikle olumsuz bir bağlamda geçer (şirk). Burada teknik ve nötr anlamıyla kullanılıyor: bir payda ortak olmak.
Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum: kökün kendisi kötü değildir; kötü olan, ortaklığın nereye kurulduğudur. Aynı kayıt Lokmân 31/13 bahsinde de düşülmüştü.
Yukarıda (4/11 bahsinde) işlendi. Burada bir kez daha kaydediyorum, çünkü kayıt yalnız bu ayette geçer.
Ve yerinin kaydedilmesi gerekir: kayıt, kelâle durumundan sonra geliyor. Yani mirasın en dolaylı biçimde intikal ettiği durumda, vasiyetin bir mahrum bırakma aracına dönüşme ihtimali özellikle anılıyor.
İki kelime de aynı yere işaret ediyor ama farklı yönden: farîza — kertilmiş ölçü; vasiyye — bağlanmış buyruk. Ve ikisi de aynı kayıtla: minallâh.
حَلِيم — kök ح-ل-م: acele etmeyen, öfkesine kapılmayan, ağırbaşlı. Kelimenin karşıtı, beşinci ayette geçen sefehtir (hafiflik).
Bunu bir kelime örgüsü olarak kaydediyorum: blok, beşinci ayette süfehâ (hafifler) kelimesiyle açılmıştı; on ikinci ayet halîm (ağırbaşlı) ismiyle kapanıyor. İki kelime aynı ölçünün iki ucudur ve ikisi de sözlükte durur.
Ve halîm isminin buraya konması ayrıca kaydedilmelidir: miras taksimi, insanların en çabuk öfkelendiği yerlerden biridir. Ayet, hükmü acele etmeyen bir ismin altına koyuyor. Bunu kendi okumam olarak veriyorum.