إن الله لا يغفر أن يشرك به ويغفر ما دون ذلك لمن يشاء … · لعنه الله وقال لأتخذن من عبادك نصيبا مفروضا · ولأضلنهم ولأمنينهم … · يعدهم ويمنيهم وما يعدهم الشيطان إلا غرورا
İnnallâhe lâ yağfiru en yüşrake bihî ve yağfiru mâ dûne zâlike li-men yeşâ' … · Leanehullâh, ve kāle le-ettehızenne min ıbâdike nasîben mefrûdâ · Ve le-udıllennehüm ve le-ümenniyennehüm … · Yeıdühüm ve yümennîhim, ve mâ yeıdühümü'ş-şeytânu illâ ğurûrâ
"Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındakini dilediği kimse için bağışlar… Allah onu lânetledi. O da dedi ki: 'Kullarından belirli bir pay alacağım. Onları saptıracağım, onları kuruntulara düşüreceğim…' Şeytan onlara vaat eder ve kuruntulandırır; şeytanın onlara vaadi aldatmadan başka bir şey değildir."
Sûrenin yedinci ayeti şöyleydi: nasîben mefrûdâ — "belirlenmiş bir pay". Ve orada bu terkip miras hakkını bildiriyordu.
Yüz on sekizinci ayette aynı terkip, bir iddianın içinde geçiyor: le-ettehızenne min ıbâdike nasîben mefrûdâ.
| Ayet | Terkip | Kim alıyor | Kimden |
|---|---|---|---|
| 7 | Nasîben mefrûdâ | Erkekler ve kadınlar | Bırakılandan |
| 118 | Nasîben mefrûdâ | İddiayı söyleyen | Min ıbâdik — kullardan |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı terkibin birebir tekrarıdır: sûre, hakkın belirlenmesini anlatan terkibi, bir gasp iddiasının ağzında tekrar ediyor. Aynı kelime, biri hak biri talep.
Ve kelime burada bir fiil olarak dönüyor: le-ümenniyennehüm (onları kuruntulandıracağım) ve yümennîhim.
| Ayet | Kelime | Kim |
|---|---|---|
| 32 | Lâ tetemennev — yasak | Muhataplar |
| 119, 120 | Ümenniyennehüm, yümennîhim | Karşı taraf yaptırıyor |
| 123 | Leyse bi-emâniyyiküm | Kuruntuya dayanma reddi |
Aynı kök, sûrede üç konumda: yasak, telkin ve reddediliş. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örgüdür.
Yüz on dokuzuncu ayetteki bu ifadenin neyi kapsadığı üzerinde klasik tefsirlerde ihtilaf vardır ve izahlar birbirinden farklıdır.
Bu tefsirde ifadenin kapsamı hakkında kesin bir şey söylenmiyor ve bir liste verilmiyor. Sebebi STYLE'ın doğruluk kuralıdır: kapsamı ayette yazmayan bir ifadeye içerik doldurmak, ayete eklemek olur.
Metinden söylenebilecek olan şudur: ifade, bir vaat cümlesinin içinde geçiyor ve söyleyen taraf ayetin kendisi değil, aktarılan sözün sahibidir. Yani cümle bir hüküm değil, bir iddianın nakli olarak duruyor.
غ-ر-ر kökü Fâtır (Melâike) 35/5'te ayrıntılı işlendi ve orada kaydedilmişti: dış görünüşün göz alıcı, içinin boş olması. Oraya dayanıyorum.
Ve ayetin dizimi kaydedilmelidir: ve mâ yeıdühümü'ş-şeytânu illâ ğurûrâ. Cümle, vaadin yalan olduğunu değil, vaadin kendisinin aldatma olduğunu söylüyor — yani içi boş olan, vaadin muhtevası değil, vaat etme fiilidir.