قُلْ يَٰعِبَادِىَ ٱلَّذِينَ أَسْرَفُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا۟ مِن رَّحْمَةِ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ يَغْفِرُ ٱلذُّنُوبَ جَمِيعًا
"De ki: 'Ey kendi aleyhlerine aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar.'"
Yani hitap, aşırı gitmiş olanlara da kul diyerek başlıyor. Sıfat sonra geliyor: ellezîne esrafû alâ enfüsihim.
أَسْرَفُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ — kök س-ر-ف: ölçüyü aşmak, israf etmek. Ve edat alâ — "kendi aleyhlerine". Yani aşırılık, başkasına değil kendine yapılmış bir şey olarak adlandırılıyor.
لَا تَقْنَطُوا۟ — kök ق-ن-ط. Bu kök Fussilet 41/49'da çözümlendi: orada insan, kötülük dokununca kanût (karamsar) diye nitelenmişti. Oraya dayanıyorum.
Biri hâli tarif ediyor, öteki o hâli yasaklıyor. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: Kur'an insanın eğilimini önce tespit ediyor, sonra ona karşı emir veriyor.
وَٱتَّبِعُوٓا۟ أَحْسَنَ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُم — "Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun."
On sekizinci ayette müjdelenen kullar fe-yettebiûne ahsenehû (en güzeline uyanlar) diye tarif edilmişti. Otuz yedi ayet sonra aynı ifade bir emre dönüşüyor.
أَن تَقُولَ نَفْسٌ يَٰحَسْرَتَىٰ عَلَىٰ مَا فَرَّطتُ فِى جَنۢبِ ٱللَّهِ — "bir canın, 'Allah'ın yanında işlediğim kusurlar yüzünden vah bana!' demesinden önce."
حَسْرَة — kök ح-س-ر: bir şeyin üstündekini sıyırıp açmak; buradan yorgunluk ve pişmanlık anlamları gelir. Kök Mülk, Hâkka ve Bakara'de işlendi.
فِى جَنۢبِ ٱللَّه — cenb: yan taraf. Terkibin anlamı üzerinde dilciler durur ve "Allah'ın hakkı konusunda", "O'na yakınlık tarafında" gibi karşılıklar verir. Kesin bir tercih dayatmıyorum ve terkibin cismanî bir anlam taşımadığı kaydını düşüyorum — dizinde tutarlı biçimde korunan tenzih hassasiyeti burada da geçerlidir.