فَبَشِّرْ عِبَادِ · ٱلَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ ٱلْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُۥٓ
| Fiil | Kalıp | Ne |
|---|---|---|
| Yestemiûn | VIII. bâb — kulak vererek, dikkatle dinlemek | Sözü dinlerler |
| Yettebiûn | VIII. bâb — ardınca gitmek | En güzeline uyarlar |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimenin genelliğidir: tarif, dinlemeden reddetmeyi de, duyduğu her şeye uymayı da dışarıda bırakıyor. Ortada bir ayıklama işi var: dinlemek serbest, uymak seçmeli.
Ve bu tarif, Fussilet 41/26'da işlenen taktiğin tam karşıtıdır: orada lâ tesmeû li-hâze'l-kur'âni velğav fîh — "dinlemeyin, gürültü yapın" deniyordu. İki ayet karşılaştırıldığında sûrelerin aynı meselenin iki ucunu tuttuğu görülür.
أُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ — elbâb, lübbün çoğulu: bir şeyin özü, içi; meyvenin kabuğundan ayrılan yenilebilir kısmı. Yani akıl, kabuğu atıp özü alma kabiliyeti olarak adlandırılıyor — ve tarif, bir ayet önce yapılan ayıklama işiyle birebir örtüşüyor.