لَقَدْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَىٰٓ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Kökün somut anlamı: bir şeyin yerine oturması, gerçekleşmesi, sabit olması. Dilciler hakka'l-emru için "iş kesinleşti, kaçınılmaz oldu" tarifini verir. Hâkka'de kök geniş olarak çözümlendi; oradaki kaydı tekrarlamıyorum.
Belirli (el-) geliyor, yani hangi söz olduğu bilinen bir söz. Klasik tefsirlerde bunun, inkâr üzerinde direnenler hakkında önceden bildirilen hüküm olduğu söylenir. Kur'an bu kalıbı başka yerlerde de kullanır: Fussilet 41/25'te ve hakka aleyhimü'l-kavl — orada Fussilet'de işlendi.
| Okuma | Sıra | Ne der |
|---|---|---|
| 1 | Söz sebep, imansızlık sonuç | Hüküm verildiği için iman etmezler |
| 2 | Fâ burada sonuç değil açıklama bildiriyor | Sözün gerçekleşmiş olmasının belirtisi, iman etmemeleridir |
1. Ayette ekserihim (çoğu) deniyor — hepsi değil. Yani hüküm topluluğun tamamına verilmemiş. Bir sonraki blokta (11) uyarının işlediği kişi tarif edilecek. Kapı açık bırakılmış. 2. Aynı kök ve aynı kelime yetmişinci ayette geri dönüyor: ve yehıkka'l-kavlu ale'l-kâfirîn — ve orada fiil geçmiş değil, muzâri (gelecek/süregelen) kipindedir. Yani söz yedinci ayette gerçekleşmiş olarak, yetmişinci ayette gerçekleşmekte olan olarak anılıyor.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu iki veridir: sûre, bir grubun kapandığını söylüyor ama kapanmayı bir kader ilanı olarak değil, bir sonuç bildirimi olarak veriyor — çünkü aynı sözü sûrenin sonunda hâlâ işleyen bir süreç olarak anıyor ve arada uyarının kime ulaştığını tarif ediyor.