هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ · ٱصْلَوْهَا ٱلْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
Dizim nüktesi: hâzihî — "işte bu." Ve altmış birinci ayette hâzâ sırâtun müstakîm denmişti — orada da işaret zamiri.
İki işaret üç ayet arayla. Kendi okumam: ikisi de gösterme cümlesidir ve ikisi de daha önce sözü edilmiş bir şeyi işaret ediyor. Sahnede artık tarif yok; gösterme var. Sûrenin bu bölümü boyunca aynı tavır sürüyor: el-yevme beş kez, işaret zamiri iki kez.
Kaydedilmeye değer: kelime tûadûn — و-ع-د kökünden. Arapçada va'd nötrdür: hem iyi hem kötü için kullanılır (vaîd ise yalnız tehdit içindir). Burada cehennem için va'd kullanılıyor.
Ve sûre içi bağ doğrulanabilir: elli ikinci ayette dirilenler hâzâ mâ vaade'r-rahmân demişti — aynı kök. İki geçiş: biri dirilişin kendisi için, öteki cehennem için. İkisinde de söylenen şey, önceden bildirilmiş olanın gerçekleşmesidir.
Kök: ateşe girmek, ateşte kızarmak, kızgın ateşe maruz kalmak. Vâkıa'de tasliye (56/94) işlendi — II. bâbdan mastar, işin yapılışını bildirir. Tekrarlamıyorum.
Buraya ait olan: burada I. bâbdan emir (islev) — yani ateşe girme fiili, kişilere emredilmiş. Vâkıa'da fiil onlara yapılan bir işti (tasliye); Yâsîn'de kendilerine emrediliyor. Bu fark doğrulanabilir.
| Ayet | Kalıp | Fiil |
|---|---|---|
| 54 | illâ mâ küntüm ta'melûn | Yapmak |
| 64 | bimâ küntüm tekfürûn | İnkâr etmek |
| 65 | bimâ kânû yeksibûn | Kazanmak |
Üçünde de kâne + muzâri kalıbı var — yani süregelen, tekrarlanan fiil. Kendi okumam: karşılık tek bir ana değil, sürmüş bir hâle bağlanıyor. Kalıp bir anlık kararı değil, bir alışkanlığı bildiriyor.
ك-ف-ر — kökün çekirdeği örtmektir. Kâfir dilciler tarafından "ekini toprakla örten çiftçi" ve "geceyi örten karanlık" örnekleriyle açıklanır. Kök dizinde birçok yerde işlendi; tekrarlamıyorum.
Ve kökün buradaki yerleşimi kaydedilmeye değer: sûrenin dokuzuncu ayetinde onların üzerine bir örtü çekilmişti (fe-ağşeynâhüm). Burada gerekçe olarak yine bir örtme kökü anılıyor. Bunu bir gözlem olarak veriyorum; bir nükte kurmuyorum.