وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ · مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ · فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَآ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ
Ve yekūlûne metâ hâza'l-va'du in küntüm sâdikîn · Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhideten te'huzühüm ve hüm yehıssımûn · Fe-lâ yestatîûne tavsiyeten ve lâ ilâ ehlihim yerciûn
"Diyorlar ki: 'Doğru söylüyorsanız bu vaad ne zaman?' Onlar tek bir çığlıktan başkasını beklemiyorlar — o ses, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayacak. Ne bir vasiyette bulunabilirler, ne ailelerine dönebilirler."
ن-ظ-ر — kökün bilinen anlamı bakmaktır. Ama kökün ikinci dalı beklemektir: intizâr — bekleme; nazira — bekledi, mühlet verdi. Enzara — mühlet verdi (fe-nazıratün ilâ meysera, Bakara 2/280).
Dilciler bağı şöyle kurar: bakmak, gelecek olanı gözlemektir. Bu ilişkiyi dilcilerin kaydettiği şekliyle aktarıyorum.
Ve buradaki anlam bekleme yönündedir: mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhide — "bir tek çığlıktan başka bekledikleri yok."
Dizim nüktesi: cümle onlara bir bekleyiş nispet ediyor — hâlbuki onlar beklemiyor, alay ederek soruyorlar (metâ hâza'l-va'd). Yani ayet, alaycı sorunun altındaki gerçek durumu adlandırıyor: ne zaman diye soranın önünde, gerçekten de bir şey duruyor.
Dizim: ve hüm yehıssımûn — hâl cümlesi. Yani ses, onları bir iş üzerindeyken yakalıyor ve o iş adlandırılıyor: çekişmek.
خ-ص-م — kök: hasım olmak, çekişmek, davalaşmak. Hasm — davanın karşı tarafı; husûmet — çekişme. Kök Kāf'de geçti.
Kelimenin buradaki biçimi dikkat çekicidir: aslı yahtasımûn'dur (VIII. bâb) ve tâ harfi sâda çevrilip birleştirilmiştir (idgâm). Kıraat kaynaklarında bu kelimede birkaç farklı okuyuş nakledilir (yehıssımûn, yahissimûn, yahsımûn gibi). Ayrıntısında ve nispetlerinde emin olmadığım için isim vermiyorum. Bir okuyuşta anlam "birbirleriyle çekişirler", bir başkasında "husumet ederler" yönüne kayar; fark köklü değildir.
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 49 | ve hüm yehıssımûn | Ansızın yakalananlar — çekişme hâlinde |
| 77 | fe-izâ hüve hasîmun mübîn | İnsan — bir damladan çıkıp apaçık tartışmacı olan |
Aynı kök, iki ayrı yerde. Kendi okumam: kırk dokuzuncu ayette çekişme bir an, yetmiş yedinci ayette bir vasıftır. Sûre insanı önce tartışırken yakalıyor, sonra tartışmacı diye adlandırıyor.
Kökün somut anlamı bitkiseldir ve dilciler bunu kaydeder: vasâ en-nebtü — bitki sıklaştı, dalları birbirine ulandı. Vasale ile yakınlığı vardır: bitiştirmek, birbirine eklemek.
Buradan vasiyet: kişinin sözünü kendinden sonraya eklemesi. Yani vasiyet, ölümün kestiği bağı sözle sürdürme girişimidir.
Kelimenin resmi ayetin işini belirliyor: fe-lâ yestatîûne tavsiyeten — söz eklenemiyor. Kesinti tam.
Kalıp kaydedilmelidir: tavsiye — II. bâbdan mastar, yani işin yapılışını bildirir. Ve nekre geliyor: "bir tek vasiyet bile."
| Engellenen | Yönü |
|---|---|
| Tavsiye | İleriye — sözün kendinden sonraya ulaşması |
| İlâ ehlihim yerciûn | Geriye — kişinin kendi evine dönmesi |
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki fiilin yönüdür: ansızınlık, süre olmamasıdır. Ve süre olmadığında iki şey birden imkânsızlaşır — bir şey bırakmak ve bir yere dönmek. İnsanın ölümle ilgili bütün hazırlığı bu ikisidir; ayet ikisini de tek cümlede kaldırıyor.
Ve ehl kelimesi kaydedilmeye değer: ayet "evlerine" demiyor, "ailelerine" diyor. Engellenen şey bir mekâna değil, insanlara dönmektir.
ر-ج-ع kökünün sûredeki üçüncü geçişi ve V. bloğu kapatıyor. Yapı bölümünde beş geçişin tablosu verildi.