وَسَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ · إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكْرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحْمَٰنَ بِٱلْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ
Ve sevâün aleyhim e-enzertehüm em lem tünzirhüm lâ yu'minûn · İnnemâ tünziru meni'ttebea'z-zikra ve haşiye'r-rahmâne bi'l-ğayb, fe-beşşirhü bi-mağfiratin ve ecrin kerîm
"Onları uyarsan da uyarmasan da birdir; iman etmezler. Sen ancak, zikre uyan ve görmediği hâlde Rahmân'dan çekinen kimseyi uyarabilirsin. İşte onu bir bağışlanma ve değerli bir karşılıkla müjdele."
Onuncu ayetin cümlesi, Bakara 2/6 ile neredeyse kelime kelime aynıdır:
| Yer | Metin |
|---|---|
| Bakara 2/6 | inne'llezîne keferû sevâun aleyhim e-enzertehüm em lem tünzirhüm lâ yu'minûn |
| Yâsîn 36/10 | sevâun aleyhim e-enzertehüm em lem tünzirhüm lâ yu'minûn |
Fark tek bir şeydedir: Bakara'da cümlenin öznesi baştan adlandırılıyor (inne'llezîne keferû), Yâsîn'de adlandırılmıyor — çünkü özne bir önceki ayette zaten verilmişti (ekserihim).
Bu, doğrulanabilir bir ortaklıktır ve Kur'an'ın Kur'an'la tefsiri için kullanılabilir: Bakara bahsinde bu cümle üzerinde durulmuştu; oraya dayanıyorum. Buraya ait olan şudur: Yâsîn'de cümle bir tasvirin ardından geliyor (8-9), Bakara'da bir tasnifin içinde.
سَوَآء — kök س-و-ي: eşitlik, denklik. İstivâ aynı köktendir. Kelime burada "fark etmez" değil, "iki ihtimalin ağırlığı eşittir" demektir.
Dizim: e-enzertehüm em lem tünzirhüm — em burada muâdiledir: iki eşit şık arasında bağ. Türkçedeki "…ister … ister" kalıbına yakın.
Bu cümlenin söylediği şey, ilk bakışta göründüğünden farklıdır ve dikkatle okunmalıdır. Cümle "sen yalnız şunlara uyarı yapabilirsin" demiyor — Peygamber sûrenin altıncı ayetinde bir kavmi uyarmakla görevlendirilmişti ve yetmişinci ayette de uyarı sürüyor olacak.
Cümlenin söylediği şey, uyarının nerede işlediğidir. Arapçada bir fiil, sonucu üzerinden adlandırılabilir: tünziru burada "uyarma sonucunu doğurursun" anlamındadır. Dilciler ve müfessirler bu ayrımı kaydeder.
| Şart | Kelime | Ne bildiriyor |
|---|---|---|
| 1 | İttebea'z-zikr | Zikre uymak — dışa dönük, fiil |
| 2 | Haşiye'r-rahmâne bi'l-ğayb | Görmeden çekinmek — içe dönük, hâl |
Dizim nüktesi: birinci şart bir fiildir (uydu), ikincisi bir iç hâldir (çekindi). Ve sıra dıştan içe. Kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet ölçüyü ne yalnız davranışa ne yalnız duyguya bağlıyor; ikisini vâv ile bağlayıp yan yana koyuyor.
Bu terkip, Kāf 50/33'te kelime kelime aynı biçimde geçer: men haşiye'r-rahmâne bi'l-ğaybi ve câe bi-kalbin münîb.
İki yerde de aynı üç öğe var: haşiye fiili, er-Rahmân ismi, bi'l-ğayb kaydı. Bu, doğrulanabilir bir ortaklıktır.
خ-ش-ي — kök: bilgiye dayanan çekinme. Dilciler haşyeti havftan (korku) ayırır: havf tehlike karşısında duyulan korku, haşyet ise çekinilenin büyüklüğünün bilinmesinden doğan çekinme. Kök dizinde birkaç yerde geçti; tekrarlamıyorum.
بِٱلْغَيْب — "görmediği hâlde". Bâ burada hâl bildiriyor: kişinin durumu. Yani çekinme, gördüğü bir şeye karşı değil.
Ve isim seçimi kaydedilmeye değer: er-Rahmân. Çekinilen, rahmet ismiyle anılıyor. Kāf bahsinde bu üzerinde durulmuştu; oraya dayanıyorum.
| Ayet | Kim / ne bağlamda |
|---|---|
| 11 | Anlatıcı — çekinen kişinin tarifi |
| 15 | İnkâr edenler — "Rahmân hiçbir şey indirmedi" |
| 23 | Koşarak gelen adam — "Rahmân bana bir zarar dilerse" |
| 52 | Dirilenler — "Bu, Rahmân'ın vaad ettiğidir" |
Dört geçiş doğrulanabilir. Kendi okumam: aynı isim, sûre boyunca hem inkâr eden hem iman eden hem dirilen ağızda geçiyor. Ve inkâr edenler onu inkâr cümlesinin içinde kullanıyor (15) — yani ismi biliyorlar, indirmeyi reddediyorlar.
Dizim: fe-beşşirhü — zamir tekil. Bir önceki cümlede men (kim) geçmişti; men lafzen tekildir. Uyarı bir topluluğa, müjde bir kişiye yöneliyor. Kaydedilebilir bir dizim farkıdır.
أَجْرٍ كَرِيم — kök ك-ر-م. Dilciler kökün çekirdeğini "bir şeyin cinsinin iyisi olması, cömertlik" olarak verir. Sıfat burada ecir için kullanılıyor: karşılığın değerli olması.
Ve nekre geliyor — mağfiratin, ecrin: belirsiz. Dilciler nekrenin bu kullanımını ta'zîm (büyütme) olarak açıklar: miktarı söylenmeyen, sınırı verilmeyen.