قُلْ مَا سَأَلْتُكُم مِّنْ أَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ
"De ki: 'Sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim ancak Allah'a aittir. O her şeye şahittir.'"
Kur'an'da peygamberlerin ücret istemediğini bildiren cümleler yaygındır ve genellikle şu kalıptadır: mâ es'elüküm aleyhi min ecr — "buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum."
Buradaki cümle farklıdır ve fark kaydedilmelidir: fiil mâzîdir (seeltüküm — istedim) ve arkasından bir bağış geliyor: fe-hüve leküm — "o sizin olsun."
| Okuma | Anlam |
|---|---|
| 1 | Şart anlamı: "eğer istemişsem, o sizin olsun" — yani hiç istemedim |
| 2 | Farazî bağış: "istediğim varsa bile size bağışladım" |
Ama cümlenin biçimi üzerinde durulabilir ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı fiilin mâzî oluşudur: cümle iddiayı reddetmiyor — iddianın konusunu ortadan kaldırıyor. "İstemedim" demek bir tartışma açar (istedin/istemedim). "İstediysem sizin olsun" demek tartışmayı kapatır, çünkü karşı tarafın elinde savunulacak bir şey bırakmaz.
Ve bu, sûrenin yirmi dördüncü ve yirmi beşinci ayetlerindeki tavrın devamıdır: orada da hüküm askıya alınmış, suçlama dili terk edilmişti. Kırk yedinci ayette aynı tavır bir üçüncü biçim alıyor: alacaktan vazgeçmek.
إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ — ve ücret inkâr edilmiyor; adresi değiştiriliyor. Fâtır (Melâike) 35/10'da (men kâne yürîdü'l-izzete fe-lillâhi'l-izzetü cemîâ) ve Zümer 39/44'te (lillâhi'ş-şefâatü cemîâ) aynı kalıp işlendi: istek reddedilmiyor, sahibi belirtiliyor. Oraya dayanıyorum.
شَهِيد — kök ش-ه-د: hazır bulunmak, görmek, tanıklık etmek. Ve cümlenin sonuna konması kaydedilmeye değer: ücret meselesi iki taraf arasında bir hesap meselesidir; cümle bir üçüncü tarafı — gören tarafı — anarak kapanıyor.