أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ وَسَخَّرَ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِىٓ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى
"Allah'ın geceyi gündüzün içine, gündüzü de gecenin içine geçirdiğini, güneşi ve ayı hizmete verdiğini görmedin mi? Her biri belirli bir süreye kadar akıp gider."
يُولِجُ — kök و-ل-ج: bir şeyin içine girmek, sokulmak. Vülûc — giriş. Kök Hadîd 57/6'da (yûlicü'l-leyle fi'n-nehâr) işlendi. Tekrarlamıyorum.
| Yer | Fiil | Resim |
|---|---|---|
| Zümer 39/5 | Yükevviru — ك-و-ر | Üstüne sarmak |
| Hadîd 57/6 · Lokmân 31/29 | Yûlicü — و-ل-ج | İçine geçirmek |
Aynı olgu, iki ayrı resimle. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: biri dıştan sarma, öteki içe girme; ikisi de gece ile gündüz arasında keskin bir sınır bulunmadığını taşıyor.
Ecelin müsemmâ terkibi Ahkāf 46/3, Zümer 39/42 ve Fâtır (Melâike) 35/45'te işlendi. Dört yerde de aynı şey söyleniyor: süre belirlidir, adı konmuştur, ama adı koyan insan değildir.
Buradaki fark kaydedilmelidir: terkip, insan ya da evren için değil — güneş ve ay için kullanılıyor. Yani düzenin kendisine de bir süre biçilmiş.
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ ٱلْبَٰطِلُ — ve blok, iki kelimeyi karşı karşıya koyarak kapanıyor: el-hakk ve el-bâtıl.