قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ … وَمَن يَعْتَصِم بِٱللَّهِ فَقَدْ هُدِىَ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Kul yâ ehle'l-kitâbi lime tekfurûne bi-âyâtillâhi vallâhu şehîdün alâ mâ ta'melûn · Kul yâ ehle'l-kitâbi lime tesuddûne an sebîlillâhi men âmene tebğūnehâ ıvecen ve entüm şühedâ', ve ma'llâhu bi-ğâfilin ammâ ta'melûn · Yâ eyyühe'llezîne âmenû in tutîû ferîkan mine'llezîne ûtü'l-kitâbe yeruddûküm ba'de îmâniküm kâfirîn · Ve keyfe tekfurûne ve entüm tütlâ aleyküm âyâtullâhi ve fîküm rasûlüh, ve men ya'tesım billâhi fe-kad hüdiye ilâ sırâtın müstakīm
"De ki: 'Ey kitap ehli! Allah'ın âyetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? Allah yaptıklarınıza tanıktır.' · De ki: 'Ey kitap ehli! İnananı Allah'ın yolundan niçin çeviriyor, onu eğri göstermek istiyorsunuz — üstelik siz tanıklarken?' … · Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi inkâra döndürürler. · Siz nasıl inkâr edersiniz — size Allah'ın âyetleri okunuyorken ve aranızda elçisi varken? Kim Allah'a sımsıkı tutunursa, doğru yola iletilmiş olur."
Doksan dokuzuncu ayet üçüncü bloğu kapatıyor; yüzüncü ayetle muhatap değişiyor: yâ ehle'l-kitâb yerine yâ eyyühe'llezîne âmenû.
Ve bu geçiş sûrenin yapısında kaydedilmişti (girişteki blok tablosu). Burada geçişin biçimi kaydedilmelidir:
| Ayet | Hitap | Konu |
|---|---|---|
| 98, 99 | Yâ ehle'l-kitâb | Dışa — inkâr ve engelleme |
| 100 | Yâ eyyühe'llezîne âmenû | İçe — uyma tehlikesi |
| 101 | Ve keyfe tekfurûn | İçe — kendi durumunun hatırlatılması |
Ve yüzüncü ayette yine kayıt konuyor: ferîkan mine'llezîne ûtü'l-kitâb — "bir grup". Aynı min edatı beşinci kez. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
ع-و-ج kökü: eğrilik. Dilciler bir ayrım kaydeder: ıvec (kesreli) soyut şeylerdeki eğrilik için — söz, iş, din; avec (fethalı) görünen şeylerdeki eğrilik için — duvar, değnek.
Ve ayette kullanılan biçim ıvecendir: yani eğriltilmek istenen şey görünen bir nesne değil, bir yol — sebîlullâh.
Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum ve dilcilerin ayrımına dayanıyorum; kelime seçiminin bilinçli olduğu iddiasında değilim.
Ve fiil kaydedilmelidir: tebğūnehâ — kök ب-غ-ي, "istemek, aramak". Aynı kök 19. ayette bağyen beynehum olarak geçmişti ve 83. ayette yebğūn, 85. ayette yebteği olarak. Sûrede bu kök dört ayrı yerde, dört ayrı işte.
ع-ص-م kökü: tutunmak, sımsıkı yapışmak; ve buradan korumak. İsmet — korunmuşluk. Ma'sûm — korunan. Ve dilcilerin kaydettiği somut kullanım: isâm — kırbanın ağzını bağlayan bağ.
Ve buraya ait olan şudur ve bir dizim olgusudur: aynı fiil iki ayet arayla iki kez geliyor ve nesneleri farklıdır:
| Ayet | Fiil | Neye tutunuluyor |
|---|---|---|
| 101 | Ve men ya'tesım billâh | Allah'a — doğrudan |
| 103 | Ve'tesımû bi-hablillâh | Allah'ın ipine — bir aracıyla |
İki ayet, aynı kök, iki ayrı nesne. Ve birincisi tekil (men), ikincisi çoğuldur (i'tesımû) ve ikincisine cemîan eklenmiştir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin dizimidir: birinci ayet tek kişinin tutunmasını, ikincisi topluluğun birlikte tutunmasını anlatıyor. Ve ikincisinde araya bir nesne giriyor: habl. Yani tek kişi doğrudan tutunur; topluluk ortak bir şeye tutunur.