رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
Rabbenâ lâ tüzığ kulûbenâ ba'de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünke rahmeh, inneke ente'l-vehhâb · Rabbenâ inneke câmiu'n-nâsi li-yevmin lâ raybe fîh, innallâhe lâ yuhlifü'l-mîâd
"Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz çok bağışlayan sensin. · Rabbimiz! Sen, geleceğinde şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah sözünden dönmez."
Bu iki ayet, bir öncekinin doğrudan devamıdır ve bağı kelimededir: lâ tüzığ — aynı kök (ز-ي-غ), IV. bâbda.
| Ayet | Kip | Kimin ağzında |
|---|---|---|
| 7 | fî kulûbihim zeyğ — haber | Metnin kaydı, üçüncü şahıs hakkında |
| 8 | lâ tüzığ kulûbenâ — dua | Müminin ağzında, kendisi hakkında |
Kendi okumam olarak veriyorum ve bağlayıcı değildir: yedinci ayet bir kusuru başkasında tarif etmişti; sekizinci ayet onu kendine ihtimal olarak alıyor. Yani metin, teşhisin hemen ardından teşhisin okuyucuya dönmesini sağlıyor. Bir kusuru öğrenen kişinin ilk yapacağı iş onu başkasında aramak olurdu; ayet o yolu kapatıyor.
Kaydın kendisi önemlidir: dua, hidayeti istemekten değil, verilenin korunmasını istemekten ibarettir. Ve bu, zeyğ kökünün resmiyle birebir uyumludur: eğilme, hiç yolda olmayanın değil, yolda olanın başına gelen şeydir. Güneş, tepe noktasına çıkmadan zevalden meyledemez.
ٱلْوَهَّاب — kök و-ه-ب: karşılıksız vermek. Vehhâb, fa''âl mübalağa kalıbı. Kökün ayırt edici yanı kaydedilmelidir: hibe, bir karşılığa ya da hak edişe bağlı olmayan veriştir. Ve bu, duanın konusuyla uyumludur: kalbin doğru kalması, hak edilerek elde tutulan bir şey olarak istenmiyor.
Ve kelime sûrenin ilerisinde bir kez daha, Zekeriyyâ'nın ağzında geçecek: heb lî min ledünke zürriyyeten tayyibe (38) — aynı fiil (heb), aynı terkip (min ledünk).
İki dua, aynı iki kelimeyle kuruluyor: heb ve min ledünk. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
لَا يُخْلِفُ ٱلْمِيعَادَ — و-ع-د kökünden mîâd: sözleşilen zaman ya da yer. Kök Ra'd 13/31'de ve Zümer 39/20'de işlendi.
Ve cümlenin dizimi kaydedilmelidir: dua rabbenâ ile başlıyor (ikinci şahıs), ama son cümle üçüncü şahsa geçiyor: innallâhe lâ yuhlifü'l-mîâd — "şüphesiz Allah sözünden dönmez."
Bu, Arapçada iltifât (hitabın yön değiştirmesi) denen sanattır. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle, duadan çıkıp bir hükme dönüşüyor. Yani söz, dua edenin ağzından alınıp genel bir kayda bağlanıyor.