إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُم بِحُكْمِهِۦ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْعَلِيمُ · فَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ إِنَّكَ عَلَى ٱلْحَقِّ ٱلْمُبِينِ
İnne rabbeke yakdî beynehüm bi-hükmih, ve hüve'l-azîzü'l-alîm · Fe-tevekkel alallâh, inneke ale'l-hakkı'l-mübîn
"Rabbin, kendi hükmüyle aralarında karar verecektir. O, Azîz'dir, Alîm'dir. Öyleyse Allah'a dayan; sen apaçık gerçek üzeresin."
| Ayet | İsimler | Nerede |
|---|---|---|
| 6 | Hakîmin alîm | Açılış — kitabın kaynağı |
| 9 | El-Azîzü'l-Hakîm | Mûsâ'ya sesleniş |
| 78 | El-Azîzü'l-Alîm | Hüküm bildirimi |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: sûre bu üç ismi üç ayrı bağlamda ikişerli olarak kullanıyor. Ve son ikili (Azîz–Alîm), hüküm cümlesinin ardından geliyor: hüküm veren, hem gücü yeten hem bilen.
و-ك-ل kökü: bir işi başkasına havale etmek, vekil kılmak. Kök Şûrâ 42/36 bahsinde işlendi ve orada bir tespit vardı: tevekkül ile şûrâ aynı listede bulunuyordu. Oraya dayanıyorum.
Ve emrin yeri kaydedilmelidir ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: fe-tevekkel emri, hükmün Allah'a ait olduğu bildirildikten hemen sonra geliyor. Fâ harfi sonuç bildirir. Yani tevekkül, bir teselli değil — bir hükmün gereği olarak emrediliyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle "sen haklısın" demiyor — alâ'l-hakk diyor, yani üzerinde durulan bir zemin olarak. Harf-i cerr (alâ) bir üstünde bulunmayı bildiriyor.
Ve el-mübîn sıfatı sûrenin ilk ayetindeki kitâbin mübîn ile aynı köktendir (ب-ي-ن). Kök sûrede altı kez geçiyor: 1 (kitâbin mübîn), 13 (sihrun mübîn), 16 (el-fadlü'l-mübîn), 21 (sultânin mübîn), 75 (kitâbin mübîn), 79 (el-hakkı'l-mübîn).
Altı geçişin dağılımı kaydedilmeye değer ve bunu bir gözlem olarak veriyorum: aynı sıfat kitap, büyü ithamı, lütuf, delil, kayıt ve hakikat için kullanılıyor. Yani sıfat, taraf tutmuyor — açıklığı bildiriyor. Nitekim 13. ayette inkâr edenler de aynı sıfatı kullanıyor: hâzâ sihrun mübîn.