وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَتَأْتُونَ ٱلْفَٰحِشَةَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ · أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهْوَةً مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ
Ve Lûtan iz kāle li-kavmihî ete'tûne'l-fâhışete ve entüm tubsırûn · E-inneküm le-te'tûne'r-ricâle şehveten min dûni'n-nisâ', bel entüm kavmün techelûn
"Lût'u da gönderdik. Hani kavmine şöyle demişti: 'Göz göre göre o çirkin işi mi yapıyorsunuz? Kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz cahillik eden bir topluluksunuz.'"
| Ayet | İfade | Ne bildiriyor |
|---|---|---|
| 13-14 | Âyâtünâ mubsıraten … ve'steykanethâ enfüsühüm | Fir'avn kavmi — göstereni gördükleri hâlde inkâr |
| 54 | Ve entüm tubsırûn | Lût kavmi — gördükleri hâlde yapma |
Aynı kök (ب-ص-ر), iki ayrı blokta, aynı işte: bilerek yapmanın kaydı. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetteki ortak yapıdır: sûre, hem inkârı hem fiili bilgisizliğe bağlamıyor. Ve bu, bir sonraki cümledeki techelûn kelimesini okurken belirleyicidir.
| Okuma | Ve entüm tubsırûn ne demek |
|---|---|
| 1 | Bilerek — çirkinliğini gördüğünüz hâlde |
| 2 | Açıkta — birbirinizin gözü önünde, gizlemeden |
İki okuma da nakledilir; tercih dayatmıyorum. Bir karine kaydediyorum: aynı kıssanın Ankebût'taki anlatımında ve te'tûne fî nâdîkümü'l-münker (29/29 — meclislerinizde o kötülüğü yapıyorsunuz) ifadesi geçer; bu, ikinci okumayı destekleyen bir karinedir.
ف-ح-ش kökü Necm 53/32'de işlendi: fuhş — haddi aşan çirkinlik, aşırılık. Fâhişe, çoğulu fevâhiş — çirkinliği açık olan iş. Tekrarlamıyorum.
Ve kelimenin marife (belirli) gelişi kaydedilmelidir: el-fâhışe. Yani "bir çirkin iş" değil, "o çirkin iş" — muhatabın bildiği ve adlandırdığı bir fiil kastediliyor.
Nitekim bir sonraki ayette tarif ediliyor. Kur'an'ın bu kavmin fiilini birkaç sûrede adlandırdığı Kamer 54/33-39 bahsinde kaydedilmişti ve orada bir ayrım da yapılmıştı: Kamer sûresi suçu misafir hakkı üzerinden adlandırıyordu. Neml ise doğrudan fiili adlandırıyor.
ج-ه-ل kökü Hucurât'de işlendi ve orada kaydedilen ayrım burada belirleyicidir: kökün yaygın anlamı "bilmemek"tir; ama Arapçada cehl, ilmin yanı sıra hilmin de karşıtı olarak kullanılır. Hilm — öfkeye ve dürtüye hâkim olmak, ağırbaşlılık. Buna göre cehl, bilgisizlik kadar dürtüye teslim olmak anlamına da gelir.
Ve bu ayrım burada zorunludur, çünkü ayetin kendisi bir önceki cümlede ve entüm tubsırûn (görüyorsunuz) demişti.
| Kelime | Karşıtı | Buradaki karşılık |
|---|---|---|
| Cehl | Ilm | Bilmemek — ayetin kendi kaydıyla çelişir |
| Cehl | Hilm | Dürtüye teslim olmak — bağlama uygun |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin bir arada bulunmasıdır: tubsırûn (görüyorsunuz) ve techelûn (cahillik ediyorsunuz) aynı konuşmanın iki cümlesidir. İkisinin çelişmemesi için ikinci kelimenin "bilgisizlik" değil, ikinci anlamıyla okunması gerekir.
Ve şehveten kelimesi bunu destekliyor: ش-ه-و kökü — şiddetli istek. Cümle, fiilin sebebini istekte gösteriyor, bilgisizlikte değil.
STYLE gereği bir kayıt: bu ayette ayetin tarif ettiği bir fiil vardır ve bu tefsirde fıkhî hüküm verilmemekte, mezhep görüşleri tartışılmamaktadır. Kişiler hakkında değil, ayetin adlandırdığı fiil hakkında konuşuyorum.