قَدْ كَانَتْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ تَنكِصُونَ · مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَٰمِرًا تَهْجُرُونَ
"Âyetlerim size okunuyordu da siz topuklarınız üzerinde geri geri gidiyordunuz — ona karşı büyüklenerek, geceleyin toplanıp saçmalayarak."
| Ayet | Cümle | Nerede söyleniyor |
|---|---|---|
| 66 | Kad kânet âyâtî tütlâ aleyküm — haber kipi | Dünyada — azapla yakalanma sahnesi |
| 105 | E-lem tekün âyâtî tütlâ aleyküm — soru kipi | Âhirette — ateşin içinde |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: cümle iki kez söyleniyor ve ikisinde de aynı şey hatırlatılıyor. Yani sûre, aynı hatırlatmanın iki ayrı zamanda yapıldığını gösteriyor — biri hâlâ zaman varken, öteki geçtikten sonra.
ن-ك-ص kökü: geri geri gitmek, geri dönmek. Dilciler kökün "başladığı işten cayıp geri çekilmek" anlamını kaydeder.
أَعْقَاب — akıbın çoğulu: topuklar. Kök ع-ق-ب: bir şeyin arkası, sonu. Âkıbet — sonuç; ta'kīb — ardından gelme; ukbâ — son.
Deyimin resmi kaydedilmelidir: alâ a'kābiküm tenkisûn — topuk üstünde geri gitmek. Yani dönüp kaçmak değil; yüzü aynı yöne dönük kalarak geri çekilmek.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı deyimin bu resmidir: hareket yüz çevirme değil, geri çekilmedir. Konuşulan şeye bakmaya devam ederken uzaklaşmak.
Aynı deyim Kur'an'da başka yerlerde de geçer — Âl-i İmrân 3/144 (inkalebtüm alâ a'kābiküm), Enfâl 8/48, Mâide 5/21.
Cümledeki bihî zamirinin kime döndüğü üzerinde müfessirler ayrılır ve bu, ayetin en tartışmalı yeridir:
| Okuma | Bihî ne | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Kur'an / âyetler | "Ona karşı büyüklenerek" |
| 2 | Harem / Mescid-i Harâm | "Onunla (Harem'in bekçiliğiyle) büyüklenerek" |
| 3 | Peygamber | "Onun hakkında büyüklenerek" |
| 4 | Gece sohbeti (semer) | Bihî, sonraki kelimeye bağlanır |
İkinci okumanın tarihî bir dayanağı olduğu nakledilir: Mekkeliler Kâbe'nin hizmetini bir üstünlük sayardı. Bu tarihî çerçeveyi nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Kökün somut anlamı: gece sohbeti etmek. Semer — gecenin karanlığı ve o karanlıkta yapılan sohbet; sâmir — gece sohbet eden; sümmâr — gece sohbetçileri.
Dizim kaydedilmelidir: sâmiran tekil, ama çoğula hâl olarak geliyor. Dilciler bunu ism-i cins sayarak açıklar: tekil kalıp, topluluk bildiriyor.
Ve kelimenin taşıdığı sahne kaydedilmeye değer ve bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı kökün "gece" anlamıdır: ayet bir tartışmayı değil, gece toplanılan bir sohbeti tarif ediyor. Karar verilen bir yer değil, konuşulan bir yer.
ه-ج-ر kökü: ayrılmak, terk etmek; ve hezeyan söylemek (hücr). Kök Furkān 25/30'da (ittehazû hâze'l-kur'âne mehcûrâ), Müzzemmil 73/10'da ve Müddessir 74/5'te işlendi. Tekrarlamıyorum.
| Okuyuş | Kalıp | Anlam |
|---|---|---|
| tehcürûn | I. bâb | "Terk ediyorsunuz" ya da "hezeyan söylüyorsunuz" |
| tühcirûn | IV. bâb | "Çirkin söz söylüyorsunuz" — ihcâr, kötü söz söylemek |
| Furkān 25/30 | Mü'minûn 23/67 | |
|---|---|---|
| Kim söylüyor | Elçi — Rabbine şikâyet | Metin — muhataba hitap |
| Kalıp | Mehcûrâ — ism-i mef'ûl | Tehcürûn — muzâri fiil |
| Nesne | Hâze'l-Kur'ân — açıkça anılmış | Anılmamış — zamir bile yok |
| Ne bildiriyor | Bir hâl — kitabın durumu | Bir iş — sürekli yapılan |