وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَٰبٌ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
"Biz hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlara haksızlık edilmez."
Bu cümle Bakara 2/286'da (lâ yükellifullâhu nefsen illâ vüs'ahâ) işlendi. Tekrarlamıyorum. Orada kaydedilenler:
وُسْع — kök و-س-ع: genişlik. Yani ölçü, kişinin genişliğidir. Bu cümle 284. ayetin doğurduğu endişeye doğrudan cevaptır ve sûrenin hüküm bölümlerinde tekrar tekrar görülen kolaylık ilkesinin (2/185) son ifadesidir.
| Bakara 2/286 | Mü'minûn 23/62 | |
|---|---|---|
| Fiilin öznesi | Yükellifullâhu — isim açık | Nükellifü — birinci çoğul |
| Neyin ardından geliyor | 2/284'ün doğurduğu endişe — içimizdekiler de hesaba katılacak mı | 61. ayetteki yarış — hayırlara koşma |
| Ne işi görüyor | Endişeyi karşılıyor | Yarışın sınırını koyuyor |
| Devamı | Lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mâ'ktesebet | Ve ledeynâ kitâbün yentıku bi'l-hakk |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı ayetin sûre içindeki yeridir: altmış birinci ayet bir yarıştan söz etmişti — yüsâriûn, sâbikūn. Yarışın hemen ardından bir sınır konuyor: kimse gücünü aşanla yükümlü değil.
Yani cümle, öndekileri geride bırakılanların ölçüsü yapmayı engelliyor. Bu okuma benimdir ve bağlayıcı değildir.
ك-ل-ف kökü: bir işi zorlukla üstlenmek, meşakkat. Tekellüf — zorlanarak yapma; külfet — zahmet. Kalıp II. bâbdır: kellefe — bir işi birinin üstüne yüklemek.
ن-ط-ق kökü: konuşmak, sesle ifade etmek. Fiilin seçimi dikkat çekicidir: kitap "yazıyor" ya da "gösteriyor" değil, konuşuyor. … Bir belge normalde okunur; okuyan taraf onu yorumlar. Ayet bu aracıyı kaldırıyor: belge kendisi konuşuyor.
Oraya dayanıyorum. Ve iki ayetin karşılaştırılması bu bölümün asıl işidir, çünkü aradaki fark tek bir kelimededir:
| Câsiye 45/29 | Mü'minûn 23/62 | |
|---|---|---|
| Cümle | Hâzâ kitâbünâ yentıku aleyküm bi'l-hakk | Ledeynâ kitâbün yentıku bi'l-hakk |
| Fark | Aleyküm — "size karşı" | Yok — edat gelmiyor |
| Kitabın konumu | Hâzâ — ortada, açılmış | Ledeynâ — katımızda, henüz açılmamış |
| Kime söyleniyor | İkinci şahsa — hesap ânında | Üçüncü şahıs hakkında — dünyada |
| Sahne | Kıyamet — terâ külle ümmetin câsiye | Dünya — yarış ve yük bahsi |
| Devamı | İnnâ künnâ nestensihu mâ küntüm ta'melûn | Ve hüm lâ yuzlemûn |
Fark tek kelimedir ve anlam yönünü değiştiriyor. Arapçada alâ burada aleyhte olmayı bildirir; Câsiye'de bu kaydedilmişti.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin sahne farkıdır: Câsiye'de kitap açılmış ve muhataba karşı konuşuyor — orada iş bitmiştir. Mü'minûn'da kitap henüz kattadır ve yalnız "hakkı söylediği" bildiriliyor — kime karşı olduğu söylenmiyor.
Ve bu, iki ayetin işine uyuyor: Câsiye'deki cümle bir hükümdür; Mü'minûn'daki cümle bir güvencedir. Nitekim devamı ve hüm lâ yuzlemûn — "onlara haksızlık edilmez."
Ve bi'l-hakk terkibinin kendisi kaydedilmelidir: kitap hakkı söylüyor. Yani kayıt ile gerçek arasında bir fark bulunmadığı bildiriliyor. Câsiye'de nestensih (nüshasını çıkarma) kelimesi için kaydedilen tespit buna denk düşer: asıl, yaşanan hayattır; kitap onun nüshasıdır.