Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Mü'minûn 62. ayet

Kur'an · 23. sûre: Mü'minûn · 62. ayet

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

23/62

وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَٰبٌ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

Ve lâ nükellifü nefsen illâ vüs'ahâ ve ledeynâ kitâbün yentıku bi'l-hakkı ve hüm lâ yuzlemûn

"Biz hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlara haksızlık edilmez."

وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا

Bu cümle Bakara 2/286'da (lâ yükellifullâhu nefsen illâ vüs'ahâ) işlendi. Tekrarlamıyorum. Orada kaydedilenler:

وُسْع — kök و-س-ع: genişlik. Yani ölçü, kişinin genişliğidir. Bu cümle 284. ayetin doğurduğu endişeye doğrudan cevaptır ve sûrenin hüküm bölümlerinde tekrar tekrar görülen kolaylık ilkesinin (2/185) son ifadesidir.

Oraya dayanıyorum. Buraya ait olan, iki ayetin bağlam farkıdır ve kaydedilmelidir:

Bakara 2/286Mü'minûn 23/62
Fiilin öznesiYükellifullâhuisim açıkNükellifübirinci çoğul
Neyin ardından geliyor2/284'ün doğurduğu endişe — içimizdekiler de hesaba katılacak mı61. ayetteki yarış — hayırlara koşma
Ne işi görüyorEndişeyi karşılıyorYarışın sınırını koyuyor
DevamıLehâ mâ kesebet ve aleyhâ mâ'ktesebetVe ledeynâ kitâbün yentıku bi'l-hakk

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı ayetin sûre içindeki yeridir: altmış birinci ayet bir yarıştan söz etmişti — yüsâriûn, sâbikūn. Yarışın hemen ardından bir sınır konuyor: kimse gücünü aşanla yükümlü değil.

Yani cümle, öndekileri geride bırakılanların ölçüsü yapmayı engelliyor. Bu okuma benimdir ve bağlayıcı değildir.

ك-ل-ف kökü: bir işi zorlukla üstlenmek, meşakkat. Tekellüf — zorlanarak yapma; külfet — zahmet. Kalıp II. bâbdır: kellefe — bir işi birinin üstüne yüklemek.

وَلَدَيْنَا كِتَٰبٌ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ — ve Câsiye 45/29 ile karşılaştırma

Bu terkip Câsiye 45/29'da (hâzâ kitâbünâ yentıku aleyküm bi'l-hakk) işlendi. Orada kaydedilenler:

ن-ط-ق kökü: konuşmak, sesle ifade etmek. Fiilin seçimi dikkat çekicidir: kitap "yazıyor" ya da "gösteriyor" değil, konuşuyor.Bir belge normalde okunur; okuyan taraf onu yorumlar. Ayet bu aracıyı kaldırıyor: belge kendisi konuşuyor.

Oraya dayanıyorum. Ve iki ayetin karşılaştırılması bu bölümün asıl işidir, çünkü aradaki fark tek bir kelimededir:

Câsiye 45/29Mü'minûn 23/62
CümleHâzâ kitâbünâ yentıku aleyküm bi'l-hakkLedeynâ kitâbün yentıku bi'l-hakk
FarkAleyküm"size karşı"Yok — edat gelmiyor
Kitabın konumuHâzâortada, açılmışLedeynâkatımızda, henüz açılmamış
Kime söyleniyorİkinci şahsa — hesap ânındaÜçüncü şahıs hakkında — dünyada
SahneKıyametterâ külle ümmetin câsiyeDünya — yarış ve yük bahsi
Devamıİnnâ künnâ nestensihu mâ küntüm ta'melûnVe hüm lâ yuzlemûn

Fark tek kelimedir ve anlam yönünü değiştiriyor. Arapçada alâ burada aleyhte olmayı bildirir; Câsiye'de bu kaydedilmişti.

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin sahne farkıdır: Câsiye'de kitap açılmış ve muhataba karşı konuşuyor — orada iş bitmiştir. Mü'minûn'da kitap henüz kattadır ve yalnız "hakkı söylediği" bildiriliyor — kime karşı olduğu söylenmiyor.

Ve bu, iki ayetin işine uyuyor: Câsiye'deki cümle bir hükümdür; Mü'minûn'daki cümle bir güvencedir. Nitekim devamı ve hüm lâ yuzlemûn — "onlara haksızlık edilmez."

Ve bi'l-hakk terkibinin kendisi kaydedilmelidir: kitap hakkı söylüyor. Yani kayıt ile gerçek arasında bir fark bulunmadığı bildiriliyor. Câsiye'de nestensih (nüshasını çıkarma) kelimesi için kaydedilen tespit buna denk düşer: asıl, yaşanan hayattır; kitap onun nüshasıdır.


Bu bölümde çözümlenen kökler

ن-ط-قو-س-ع

Mü'minûn sûresinin tamamı