فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ
Kökün somut anlamı: suyun bir şeyi tamamen kaplaması, örtüp içine alması. Ğamera'l-mâü — su kapladı; ğamr — çok su, derin yer; ğımr — kin (kalbi kaplayan); muğâmere — kendini içine atma.
Kelimenin resmi kaydedilmeye değer ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: ğamra, içinde bulunulan ve dışarısı görünmeyen bir hâldir. Yani kelime bir yanlışı değil, bir kuşatılmışlığı adlandırıyor.
| Ayet | Cümle | Ğamra nerede |
|---|---|---|
| 54 | Fe-zerhüm fî ğamratihim | Onlar onun içinde |
| 63 | Bel kulûbühüm fî ğamratin min hâzâ | Kalpleri onun içinde |
Ve fark kaydedilmelidir: elli dördüncü ayette kuşatılmış olan kişilerdir; altmış üçüncü ayette kalpleridir. Yani ikinci geçiş, birincinin yerini daraltıyor.
Bu iki kelime, yirmi beşinci ayette karşı tarafın ağzında geçmişti: fe-terabbasû bihî hattâ hîn — "bir süre onu gözetleyin".
| Ayet | Kim söylüyor | Emir | Kimin için |
|---|---|---|---|
| 25 | Nûh'un kavmi | Fe-terabbasû bihî — gözetleyin | Elçi için |
| 54 | Metin | Fe-zerhüm — bırak | Onlar için |
Aynı iki kelime, iki ayrı tarafta. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: bekleme emri, yirmi dokuz ayet sonra yön değiştiriyor.
حِين — belirsiz bir zaman parçası. Dilciler kelimenin kesin bir süre bildirmediğini kaydeder. İki ayette de süre söylenmiyor.
و-ذ-ر kökü: bırakmak, terk etmek. Dilciler bu fiilin mâzîsinin kullanılmadığını kaydeder — yalnız muzâri ve emir kipleri işler.
Ve emrin kapsamı kaydedilmelidir ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: emir "onlarla uğraşma" değil, "onları kendi içinde bırak"tır. Fî ğamratihim kaydı bunu gösteriyor: bırakılan yer, kendi hâlleridir.
Aynı çizgi Furkān 25/43'te (e-fe-ente tekûnü aleyhi vekîlâ) ve Kasas 28/56'da tablolanan sorumluluk sınırında işlendi. Bu ayet o hattın bir halkasıdır.