وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْءَاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ · وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَٰسِرُونَ
Ve kāle'l-meleü min kavmihi'llezîne keferû ve kezzebû bi-likāi'l-âhırati ve etrafnâhüm fi'l-hayâti'd-dünyâ mâ hâzâ illâ beşerun mislüküm ye'külü mimmâ te'külûne minhü ve yeşrabü mimmâ teşrabûn · Ve lein eta'tüm beşeran misleküm inneküm izen le-hâsirûn
"Kavminden, inkâr eden, âhirete kavuşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz ileri gelenler dediler ki: 'Bu, sizin gibi bir insandan başkası değil: sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor. Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, o zaman siz mutlaka zarardasınızdır.'"
| Sıfat | İfade | Ne bildiriyor |
|---|---|---|
| 1 | Keferû | İnkâr |
| 2 | Kezzebû bi-likāi'l-âhıra | Âhireti yalanlama |
| 3 | Etrafnâhüm fi'l-hayâti'd-dünyâ | Refah verilmiş olmak |
Üçüncüsü ötekilerden ayrılır ve bu, kaydedilmesi gereken bir olgudur: ilk iki sıfatın faili onlardır (keferû, kezzebû); üçüncüsünün faili metindir — etrafnâhüm, "biz onlara refah verdik".
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı fiilin bu çatı değişimidir: itiraz edenlerin durumu tarif edilirken kendi yaptıkları ile kendilerine yapılan yan yana konuyor. Ve refah, bir suç olarak değil, bir vasıf olarak sayılıyor.
ت-ر-ف kökü: bolluk içinde yaşamak, nimetle şımarmak. Terafe — bollukta yaşadı; mütref — refahla şımartılmış. Kök Sebe' 34/34'te ve Vâkıa 56/45'te (innehüm kânû kable zâlike mütrafîn) işlendi. Tekrarlamıyorum.
| Ayet | İtiraz | Ne kadar somut |
|---|---|---|
| 24 | Beşerun mislüküm + yürîdü en yetefaddale | Cins ortaklığı ve niyet |
| 33 | Beşerun mislüküm + ye'külü … ve yeşrab | İki gündelik fiil |
| 47 | E-nü'minu li-beşerayni mislinâ + ve kavmühümâ lenâ âbidûn | Toplumsal konum |
Üç itiraz, üç ayrı kavim, aynı çekirdek: beşerun mislüküm. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Ve otuz üçüncü ayetteki iki fiil — yemek ve içmek — Furkān 25/7'deki itirazla birebir aynı alandadır (ye'külü't-taâm). Oraya dayanıyorum.
Ve bu itirazın cevabı elli birinci ayette gelecek: yâ eyyühe'r-rusülü külû mine't-tayyibât. Yani yemek fiili, itirazın konusuyken bir emrin konusu hâline geliyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örgüdür ve elli birinci ayette ayrıca işlenecek.
Dizim kaydedilmelidir: cümle kasem lâmı (lein) ile başlıyor ve cevabı inneküm … le-hâsirûn ile pekiştiriliyor. Yani karşı taraf yemin kalıbıyla konuşuyor.
خ-س-ر kökü: eksilmek, kaybetmek; ölçüde eksik vermek. Kök Asr 103/2'de (inne'l-insâne le-fî husr) ve Mutaffifîn'de işlendi. Tekrarlamıyorum.
Ve kelimenin kaderi kaydedilmelidir: aynı kök sûrenin yüz üçüncü ayetinde dönecek — ülâike'llezîne hasirû enfüsehüm. Karşı taraf itaat edenlerin zarara uğrayacağını söylüyor; sûre kelimeyi alıp onlara döndürüyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve bunu bir gözlem olarak kaydediyorum.