وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّٰهُ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍۭ بِهِۦ لَقَٰدِرُونَ
ق-د-ر kökü Kadr'de tafsilatlı, Kamer 54/49'da (innâ külle şey'in halaknâhü bi-kader) ayrıca çözümlendi ve Zümer 39/67 ile Furkān 25/2'de tekrar işlendi. Tekrarlamıyorum. Özet: kökün en temel anlamı ölçmek, biçmek, miktarını belirlemektir.
Kadr'de tam bu bağlantı kurulmuştu: "Biz her şeyi bir ölçüye göre (bi-kader) yarattık (Kamer 54/49)" ayeti, kadr kelimesinin "ölçü" anlamının delili olarak gösterilmişti. Oraya dayanıyorum.
Buraya ait olan şudur ve kaydedilmeye değer: Kamer 54/49 ölçüyü her şey için genel bir hüküm olarak koyar; bu ayet aynı ölçüyü tek bir olguya, yağmura uygular.
Ve edat kaydedilmelidir: bi-kader — "bir ölçü ile". Bâ, burada beraberlik ya da vasıta bildirir; su, ölçüsüyle birlikte iniyor.
س-ك-ن kökü: hareketin durması, bir yere yerleşme. Sükûn — durgunluk; sekîne — iç durgunluğu; mesken — yerleşilen yer; sâkin — hareketsiz.
Kök Furkān 25/45'te işlendi (ve lev şâe le-cealehû sâkinâ — gölge için) ve Rûm 30/21'de (li-teskünû ileyhâ).
Ve aynı olgu — inen suyun yere geçmesi — Zümer 39/21'de başka bir fiille anlatılmıştı. İki ayet yan yana konmalıdır:
| Zümer 39/21 | Mü'minûn 23/18 | |
|---|---|---|
| Cümle | Enzele mine's-semâi mâen fe-selekehû yenâbîa fi'l-ard | Enzelnâ mine's-semâi mâen … fe-eskennâhü fi'l-ard |
| Fiil | Seleke — س-ل-ك: bir yola sokmak, geçirmek, yürütmek | Eskene — س-ك-ن: durdurmak, yerleştirmek |
| Suya ne oluyor | Yürüyor — kaynaklar hâlinde | Duruyor — yerde tutuluyor |
| Devamı | Sümme yuhricü bihî zar'an — bitki çıkıyor | İnnâ alâ zehâbin bihî le-kâdirûn — giderilebilir |
| Vurgu | Süreç — döngünün işleyişi | Emanet — suyun orada tutulması |
İki fiil birbirinin zıddıdır: biri yürütmek, öteki durdurmak. Bu, iki metinden doğrulanabilir bir karşıtlıktır.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin devam cümleleridir: Zümer'de suyun hareketi anlatılıyor, çünkü orada delil bitkinin çıkıp sonra kurumasıdır — bir döngü. Mü'minûn'da suyun durması anlatılıyor, çünkü buradaki delil suyun elde tutulan bir şey olmasıdır. Aynı olgu, iki sûrede iki ayrı işe koşulmuş.
Ve seleke kökü bu sûrede de geçecek: yirmi yedinci ayette fe'slük fîhâ min külli zevceyni'snuyn — "her cinsten ikişer eş sok". Aynı kök, biri suyu yere sokuyor, öteki canlıları gemiye. Bunu bir kelime kaydı olarak veriyorum ve aralarında bir anlam bağı kurmuyorum.
Cümlenin kuruluşu kaydedilmelidir ve kendi okumam olarak veriyorum: beklenen tehdit "yağmuru keseriz" olurdu. Ayet bunu söylemiyor: zehâbin bihî — "onu götürmeye". Yani inmiş ve yere yerleşmiş olan suyun geri alınabileceğini bildiriyor.
Dayanağım fiilin nesnesidir: bihî zamiri, bir önceki cümlede yere yerleştirilen suya dönüyor. Tehdit, gelmeyecek olana değil, elde bulunana yöneliyor.
Aynı çizgi Mülk 67/30'da da kurulur (in asbaha mâüküm ğavran fe-men ye'tîküm bi-mâin maîn) — Mülk'de işlendi. Oraya dayanıyorum.
Ve STYLE gereği bir sınır: bu ayet üzerinden yeraltı su tabakaları, akifer yapıları ya da hidrolojik döngü hakkında bir "önceden haber verme" iddiası kurmuyorum. Ayetin anlattığı şey gözlemle bilinen bir olgudur: yağan su yüzeyde kalmaz, yere iner; kuyular ve pınarlar oradan çıkar; ve kuraklıkta bunlar çekilir. Muhatabın bunu bilmesi için hiçbir özel bilgiye ihtiyacı yoktu — ve argümanın gücü tam olarak buradan gelir. Mürselât 77/20-23'te aynı kayıt düşülmüştü.