قَالَ ٱخْسَـُٔوا۟ فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ
Kökün somut anlamı dilcilerce şöyle verilir: hasee'l-kelbe — köpeği kovmak, uzaklaştırmak. Ve buradan aşağılanarak uzaklaştırılma anlamı gelir. Hâsi' — kovulmuş, sinmiş.
Kök dizinde ilk kez burada çözümleniyor. Kelime Kur'an'da iki yerde geçer: Bakara 2/65 (kûnû kıradeten hâsiîn) ve bu ayet. Ve Mülk 67/4'te aynı kök başka bir kalıpla geçer (yenkalib ileyke'l-basaru hâsien ve hüve hasîr) — orada gözün yorgun ve umutsuz dönmesi için kullanılmıştı.
| Yer | Kalıp | Kim/ne |
|---|---|---|
| Bakara 2/65 | Hâsiîn — ism-i fâil | Bir topluluk |
| Mülk 67/4 | Hâsien — ism-i fâil | Göz — bakışın dönüşü |
| Mü'minûn 23/108 | İhseû — emir | Muhataplar |
Ve kelimenin sertliği kaydedilmelidir ve bunu bir dil kaydı olarak veriyorum: kelime, Arapçada hayvan kovmak için kullanılan bir sözdür. Dilciler bunu kaydeder ve ben de nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
ك-ل-م kökü: yaralamak; ve konuşmak. Dilciler iki anlamı birlikte kaydeder: kelm — yara; kelâm — söz. Bağ, sözün de bir iz bırakması üzerinden kurulur; izahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Ve fiilin sonundaki nûn, doksan sekizinci ayette kaydedildiği gibi mütekellim yâsının düşmesiyle oluşuyor: aslı tükellimûnî.
| Ayet | Cümle | Ne |
|---|---|---|
| 99 | Kāle rabbi'rciûn | Konuşma başlıyor — bir istek |
| 107 | Rabbenâ ahricnâ minhâ | Konuşma sürüyor — ikinci istek |
| 108 | Ve lâ tükellimûn | Konuşma kesiliyor |
Üç ayet de metinden doğrulanabilir. Ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: blok, ölüm ânında başlayan bir konuşmayı yürütüyor ve onu bir konuşma yasağıyla kapatıyor. Yani reddedilen şey yalnız talep değil, talebin dile getirilmesi.
Ve yetmiş yedinci ayette kaydedilen tespit burada bir adım ileri gidiyor: orada müblisûn kelimesinin çekirdeğinde söyleyecek söz bulamamak vardı. Burada söz bulunuyor ama muhatap kalmıyor.