مَا قَدَرُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِىٌّ عَزِيزٌ · ٱللَّهُ يَصْطَفِى مِنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ ٱلنَّاسِ · يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ
Mâ kaderû'llâhe hakka kadrih · İnna'llâhe le-kaviyyün azîz · Allâhu yastafî mine'l-melâiketi rusülen ve mine'n-nâs · İnna'llâhe semîun basîr · Ya'lemü mâ beyne eydîhim ve mâ halfehüm · Ve ila'llâhi türceu'l-umûr
"Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Allah güçlüdür, üstündür. Allah, meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Allah işitendir, görendir. Onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Ve bütün işler Allah'a döndürülür."
Bu cümle Zümer 39/67'de işlendi ve orada kaydedilenler şunlardı: ق-د-ر kökünün çekirdek anlamı ölçüdür; cümle bir ölçme hatasını bildiriyor. Tekrarlamıyorum.
| Yer | Cümlenin devamı | Ne yapıyor |
|---|---|---|
| Zümer 39/67 | Ve'l-ardu cemîan kabdatühû… | Ölçek getiriyor — yer bir avuç |
| Hac 22/74 | İnna'llâhe le-kaviyyün azîz | Sıfat veriyor — güç ve üstünlük |
Ve bağlam farkı kaydedilmelidir ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: Hac'da cümle sinek temsilinin hemen ardından geliyor. Yani ölçme hatası, bir sinek üzerinden gösterildikten sonra adlandırılıyor.
Temsil ile hüküm arasındaki bağ şudur: sinek kadar bir şey karşısında âciz kalanı O'nunla bir tutmak, bir ölçü hatasıdır. Ve ayet o hatayı ölçü diliyle adlandırıyor: mâ kaderû … hakka kadrih.
قَوِىّ — kök ق-و-ي: güç. Sıfat bu sûrede iki kez geçiyor: 40 ve 74. Kırkıncı ayette savma ilkesinin ardından, burada temsilin ardından. İki yerde de bir güç karşılaştırmasının sonunda.
ص-ف-و kökü: saflık, arılık. Safâ, safvet aynı kökten. VIII. bâbda istıfâ: seçip arıtmak, en temizini ayırmak.
Kelimenin resmi kaydedilmelidir ve bunu bir gözlem olarak veriyorum: seçme fiili, bir tercih olarak değil, bir arıtma olarak adlandırılmış. Yani seçilen, kalabalıktan ayrılan değil; karışımdan süzülen.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: elçilik, bir varlık cinsinin özelliği olarak değil, bir seçim olarak konuyor. Ve iki cinsten de seçildiği aynı cümlede söyleniyor.
Bu, Furkān 25/7'de işlenen itirazla bir arada okunabilir: orada elçinin insan oluşuna itiraz ediliyordu (mâ li-hâze'r-rasûli ye'külü't-taâm). Hac 22/75, o itiraza dolaylı bir cevap veriyor: seçim iki cinsten de yapılıyor, ve seçen taraf aynı. Oraya dayanıyorum.
Terkip Fussilet 41/42'de işlendi: min beyni yedeyhi ve lâ min halfih — ve orada kaydedilmişti: "Arapçada bu ikili, bir şeyin bütün yönlerini kapsamak için kullanılır." Oraya dayanıyorum.
Tercih dayatmıyorum. A okuması bağlama daha yakın görünür, çünkü bir önceki cümlenin konusu seçimdir.
وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ — kırk birinci ayetteki cümleyle aynı işi yapıyor: ve lillâhi âkıbetü'l-umûr. Aynı kelime (el-umûr), aynı hüküm, otuz beş ayet arayla.